• FİİLLER

    ZAMANLAR


    Geçmişten bahsetmenin pek çok şekli vardır:

    We talked for hours on the phone. (geçmiş zaman)

    She was running to catch the bus. (şimdiki geçmiş zaman)

    I’ve cleaned the kitchen. (present perfect simple)

    I’ve been painting. (present perfect continuous)

    I’d paid by credit card. (past perfect simple)

    I’d been reading about the accident in the paper. (past perfect continuous)

    The kids would play in the garden in the summer evenings and we would sit and talk for hours. (kip fiil - would)

    He used to play lots of sport when he was younger. He doesn’t seem to do any exercise now. (yarı kip fiil - used to)

     

    Geçmiş zamanda düzenli fiillerin sonuna –ed gelir. Sesli harfin ardından sessiz harf gelen tek heceli düzenli fiillerde sondaki sessiz harf iki kez yazılıp sonrasında –ed eklenir:

    The bus stopped suddenly.

     

    Düzensiz fiillerin geçmiş kipleri farklıdır.

     

    Soru sorarken did kullanılır. Olumsuz cümlede didn’t kullanılır. Bunlardan sonra fiilin yalın hâli gelir.

     

    Geçmişte belli bir zamandan bahsederken geçmiş zaman kullanılır –yesterday, three weeks ago, last year, when I was young gibi-:

    Did you watch that film yesterday?

    He left at the end of November.

     

    Geçmişteki tek veya sürekli olaylardan veya durumlardan bahsederken kullanılır:

    She ran out and she phoned my brother. (Bir kez gerçekleşmiş)

    As children, we played all kinds of games on the street. (Birden fazla gerçekleşmiş)

    She looked a bit upset. (Durum)

     

    Sürekli olaylardan bahsederken anlamı used to ile benzerdir:

    I did a lot of travelling when I was younger. (I used to do a lot of travelling when I was younger.)

     

    Bazen zaman ifadesi olmadan kullanılır –bilhassa zaman bilindiğinde-:

    Leonardo Da Vinci painted the Mona Lisa.

     

    Geçmişteki olaylar art arda gerçekleşmişse ilk bahsedilen ilk gerçekleşmiştir:

    I turned off the light and got into bed.

     

    Şimdiki geçmiş zamanda I, she, he, it ile was + fiil + ing; you, we, they ile were + fiil + ing kullanılır. Soru yapılırken was/were başa alınır. Olumsuz cümlede wasn’t/weren’t kullanılır
    –not gelir-. Genelde geçmişte belli bir zamanda devam eden eylemlerden ve durumlardan bahsederken kullanılır:

    I remember that night. You were wearing that red dress. (Durum)

    A: Where was Donna last night?

    B: I’m not sure. I think she was visiting her family. (Eylem)

     

    Geçmişteki bir olay, diğerinden daha önemliyse arka plandaki olayda şimdiki geçmiş zaman, ana olayda geçmiş zaman kullanılabilir:

    What were you thinking about when you won the race?

     

    Bir olayın sebebi veya bağlamı söylenirken genelde şimdiki geçmiş zaman kullanılır:

    I didn’t make the meeting last week; I was travelling to Rome.

     

    Geçmişte tekrar etmiş arka plandaki olaylardan bahsederken kullanılabilir. Durumun geçici olduğunu veya değişeceğini işaret eder:

    The neighbours were making so much noise, night after night. We had to complain eventually.

     

    Tekrar etmiş ana olaylarda geçmiş zaman kullanılır:

    I phoned you four times last night. Where were you?

     

    Always, constantly, forever gibi zarflar; tekrar etmiş, planlanmamış veya istenmeyen olaylardan bahsederken şimdiki geçmiş zaman ile kullanılırlar:

    She was forever losing her keys.

     

    Bazen geçmişteki belli zaman diliminden bahsederken kullanılır. Genelde zaman diliminde devam eden olayı vurgular:

    We were cooking all morning because we had 15 people coming for lunch.

     

    Artık geçmişteki gibi olmayan şeylerden bahsederken used to kullanılır. Tekrar etmiş eylemlerden veya durumlardan bahsederken kullanılabilir:

    He used to play football for the local team, but he’s too old now.

     

    Olumsuz hâli genelde didn’t use(d) to’dur. Ancak çoğu insan didn’t used to kullanımı yanlış olarak görür. Used not to çok resmî bir kullanımdır.

     

    Soru hâli genelde did + use(d) to’dur. Çoğu insan used to’yu yanlış olarak görür.

     

    Used to ile vurgulamak için did kullanılabilir:

    We never used to mix very much with the neighbours, but we did used to say hello to them in the street.

     

    Used to’lu cümlelerin pekiştirme sorusu did ile sorulur:

    We used to love going to the museum, didn’t we?

     

    Geçmişteki alışkanlıklardan bahsederken used to veya would kullanılabilir. İkisi beraber kullanıldığında genelde used to önce gelir:

    When we were kids, we used to invent amazing games. We would imagine we were the government and we would make crazy laws that everyone had to obey.

     

    Artık gerçekleşmeyen veya öyle olmayan geçmişteki durumlardan veya eylemlerden bahsederken used to kullanılır:

    She used to sing in a choir, but she gave it up.


    Be used to, “alışkın olmak/aşina olmak” anlamına gelir. Geçmişe, şu ana veya geleceğe değinebilir. Ardından ad öbeği, zamir veya fiil + ing gelir:

    He was a salesman, so he was used to travelling up and down the country.

    (…so he was accustomed to/was familiar with travelling…)

     

    Ayrıca get used to veya become used to (resmî) kullanılabilir:

    University is very different from school, but don’t worry. You’ll soon get used to it.

     

    Past perfect simple, had + fiilin üçüncü hâli şeklinde kullanılır. Negatif hâli hadn’t, soru hâli had ile yapılır. Geçmişteki bir noktaya kadar olan zaman bahsederken kullanılır:

    I’d seen all of Elvis Presley’s movies by the time I was 20!

     

    Genelde aktarılan cümlecikte kullanılır:

    The policeman said Mr Hammond had driven through a red light.

     

    Değişmiş durumlardan bahsederken sık sık kullanılır:

    I’m very happy working as an engineer but I had wanted to be an actor when I was younger.

     

    Ifli cümecikte farklı bir geçmiş farz edilirken kullanılır:

    I would have helped to paint the house if you’d asked me.

     

    Past perfect continuous, had + been + fiil + ing şeklinde kullanılır. Olumsuz hâli hadn’t, soru hâli had ile yapılır. Geçmişte belli bir zamandan önce başlamış ve belli bir zamana kadar devam etmiş olaylardan, eylemlerden bahsederken kullanılır:

    It was so difficult to get up last Monday for school. I had been working on my essays the night before and I was very tired.

     

    Geçmişte bir zamandan önce başlamış ve bitmiş ama etkileri, sonuçları hâlâ geçmişte bir noktada önemli olan olaylardan bahsederken kullanılabilir:

    It had been raining and the ground was still wet.

     

    Zihinsel süreçle alakalı bazı fiiller –know, like, understand, believe- ve duyu fiilleri

    -hear, smell, taste- ing almazlar:

    We’d known for a long time that the company was going to close.

    Şu andan bahsederken bazen fiilin geçmiş kipi kullanılır. Böyle durumlarda amaç daha kibar veya dolaylı söylemektir:

    I thought you might like to know that Linda has been promoted.

    We were hoping you’d stay for dinner.

    Would you give these to Richard, please?

     

    If, what if, wish ve supposingli şart ve farazi yapılar genelde şu andan bahsederken fiilin geçmiş kipiyle kullanılır:

    If James was here now, he’d know what to do.

     

    Bazen hâlâ öyleyken geçmişte de öyle olan veya gerçekleşmiş olan şeylerden bahsederken fiilin geçmiş kipi kullanılır:

    He went for an interview for the airforce the other day but he didn’t get in because his eyesight wasn’t good enough.

     

    Şu andan bahsederken it’s time özne + fiilin geçmiş kipi kullanılır:

    It’s eleven-thirty. It’s time I went to bed.

     

    Şimdiki zamanda I ile am + fiil + ing; we, you, they ile are + fiil + ing; he, she, it ile de is + fiil + ing kullanılır. Olumsuz hâlinde am/is/are’dan sonra not gelir. Soru yaparken ise am/is/are başa gelir. Konuşma anında devam eden olaylardan bahsederken kullanılır:

    She’s pressing the button but nothing is happening.

     

    Konuşma anında öyle olan geçici durumlardan bahsederken şimdiki zaman kullanılır:

    Who’s looking after the children while you’re here?

     

    Tekrar eden veya sürekli eylemleri –geçici olduğu düşünülen- ifade ederken kullanılır:

    I’m not drinking much coffee these days. I’m trying to cut down.

     

    Kademeli değişimlerden bahsederken kullanılır:

    They’re building a new stand at the football ground.

     

    Planlanmamış ama sürekli olayları –genelde istenmeyen- ifade ederken sık sık kullanılır
    -always, constantly, continually, forever gibi sıklık zarflarıyla-:

    I’m constantly spilling things.

     

    Çoktan yapılmış planlar ve ayarlanmış şeylerden bahsederken geleceğe değinildiğinde kullanılır:

    We’re moving to Cambridge in July.

     

    Present perfect continuous’ta I, you, we, they ile have + been + fiil + ing; he, she, it ile has + been + fiil + ing kullanılır. Olumsuz hâlinde haven’t/hasn’t kullanılır; soru sorarken have/has başa gelir. Yakın geçmişte bitmiş eylemlerden bahsederken kullanılır. Eyleme yoğunlaşır:

    I’ve just been cleaning the car.

     

    Geçmişte bir noktada başlamış ve hâlâ devam eden tek bir eylemden bahsederken kullanılır:

    I’ve been reading your book – it’s great.

     

    Geçmişte belli bir zamanda başlamış ve şu ana kadar devam eden tekrarlayan eylemlerden bahsederken kullanılır:

    I’ve been going to Spain on holiday every year since 1987.

     

    Eylem süresiyle alakalı sorulara cevap verirken ve sorarken genelde present perfect continuous kullanılır. Soru how long … + present perfect continuous şeklinde sorulur:

    A: How long have you been waiting for me?

    B: About ten minutes. Not too long. (I’ve been waiting for about ten minutes.)

     

    Present perfect’te I, we, you, they ile have + fiilin üçüncü hâli; he, she, it ile has + fiilin üçüncü hâli kullanılır. Geçmişte yaşanmış ancak şu anla bağlantılı olaylardan bahsederken kullanılır. Genelde şu ana kadar olan zamanı belirten ifadelerle kullanılır
    –today, this year, in the last six months gibi-:

    I haven’t seen her since January 1995.

     

    Şu ana kadar yaşananlardan bahsedilirken kullanılır:

    We’re going to Wagamama’s for dinner tonight. I’ve been there a couple of times before.

     

    Spesifik zaman belirtilmese de sık sık genel zaman ifadeleriyle kullanılır

    –ever, never, before, in my life, so far, up until now gibi-:

    We haven’t met before, have we?

     

    Yaşananlardan bahsederken genelde ever, not … ever ve never kullanılır:

    It was the worst performance we have ever seen.

     

    Üstünlük belirtme sıfatı kullanılırken emsali olmayan yaşanmış bir durumdan bahsederken sık sık kullanılır:

    It was the best decision I have ever made in my life.

     

    Anlık, devam eden veya yeni bir olaydan bahsederken the first time ile kullanılır:

    That’s the first time I’ve seen you get angry.

     

    Çok yakın geçmişte bitmiş bir olay veya durumdan bahsederken kullanılır. Spesifik zaman belirtilmez. Genelde kısa bir süre önce gerçekleşen olaylarda just, recently gibi sözcüklerle kullanılır:

    What’s this? What’s just happened?

     

    Şu an ile bağlantısı olan tek geçmiş bir eylemden bahsederken kullanılır:

    She’s broken her arm in two places.

     

    Geçmişte belli bir noktada başlamış ve devam eden mevcut durumdan bahsederken for ve since ile kullanılır:

    That house on the corner has been empty for three years.

    That house on the corner has been empty since 2006.

     

    Genelde how long … + present perfect simple sorusuna cevap vermek için for ve since kullanılır. How long …? sorusu durumun veya eylemin süresini öğrenmek için sorulur:

    A: How long have you worked there?

    B: Since 21 August. So for about four months.


    Daha çok sorularda ve olumsuz cümlelerde yapılmamış ama gelecekte yapılma amacı taşınan şeylerden bahsederken yet + present perfect simple kullanılır:

    Don’t wash up that cup. I haven’t finished my coffee yet.

     

    Yapılan veya başarılan bir şey -genelde beklenilen zamandan önce- vurgulanmak istendiğinde already + present perfect simple kullanılır:

    I’ve already booked my flight home.

     

    Olması beklenen şeyin gerçekleşmemeye devam ettiği vurgulanmak istendiğinde still + present perfect simple kullanılır:

    She still hasn’t said sorry to me.

     

    Gazete manşetlerinde veya haber programlarında yakın geçmişteki olaylardan bahsederken sık sık present perfect simple kullanılır. Ardından birtakım geçmiş kiple çekimlenen fiiller gelir:

    Charlton Heston has died aged 84, a spokesman for his family has said. Heston died on Saturday at his home in Beverly Hills. His wife Lydia, whom he married in 1944, was at his side. Heston won a best actor Oscar for his starring role in the epic ‘Ben Hur’.

     

    Bir şeyin herkesçe bilinebilecek bir noktasından bahsederken de kullanılır. Detaylı spesifik bilgi verirken akabinde geçmiş zaman kullanılabilir:

    Have you seen any Arthur Miller plays? I saw a fantastic production of ‘The Crucible’.

     

    Amerikan İngilizcesinde genelde present perfect simple yerine –sık sık already ve yet ile- geçmiş zaman kullanılır.

     

    Geniş zamanda I, we, you, they ile fiilin yalın hâli/soruda do/olumsuz cümlede don’t; he, she, it ile fiil + s/soruda does/olumsuz cümlede doesn’t kullanılır. Genel gerçeklerden bahsederken kullanılır:

    Ten times ten makes one hundred.

     

    Doğru olduğu düşünülen ve şu an geçerli olan genel gerçeklerden bahsederken kullanılır:

    I really love my job.

     

    Sürekli olaylardan bahsederken kullanılır. Genelde always, often, usually, sometimes, never ve diğer sıklık zarflarıyla birlikte kullanılır:

    I read every night before I go to sleep.

     

    Emir verirken veya bir şey öğretirken kullanılır. Genelde and, first, then ile birlikte kullanılır:

    You take the train into the city centre and then you take a number five bus.

     

    Birbiri ardına gerçekleşen eylemleri ifade ederken sık sık kullanılır –Bilhassa hikâyeler ve yorumlarda-:

    Alex doesn’t ring back at midnight … she waits till the morning to ring, and they get annoyed with Liz.

     

    Spor karşılaşması anlatan kişiler tarafından sık sık kullanılır:

    Mwaruwauri Benjani fouls Cahill.

     

    Konuşma anındaki duygular ve tepkilerden bahsederken –genelde duyu ve algı fiilleriyle- kullanılır:

    Where does it hurt?

     

    Konuşma fiilleriyle kullanılır –I promise, I swear, I agree gibi-:

    I agree with everything you say.

     

    Resmî durumlarda ve iş/hukuki iletişim benzer şekilde kullanılır:

    I attach the original signed copies for your records.

     

    Geleceğe dair planın veya programın bir parçası olan olaylardan bahsederken kullanılır:

    The lesson starts at 9.30 tomorrow instead of 10.30.

     

    Yukarıdaki gibi cümlelerde sık sık will de kullanılabilir – anlam değişmez-:

    The lesson will start at 9.30 tomorrow instead of 10.30.

     

    When, before, as soon as, if ve whether gibi sözcüklerin ardından yan cümlecikte geleceğe atıf olarak kullanılabilir:

    I’ll call you when I get there.

    Geçmiş olaylardan bahseden gazete manşetlerinde sık sık kullanılır. Olayın hızı veya dramatik boyutu üzerine vurgu yapar:

    Man rescues child from lake

     

    Geçmişteki olayları sanki şu an gerçekleşiyormuşçasına ifade ederken sık sık kullanılır
    –gazete manşetlerinde vs.-:

    Rebels attack government buildings.

     

    Resmî yazıda geçmişte önemli olaylardan bahsederken de kullanılır:

    In spring 1984 the government is defeated and an election takes place.

     

    Hikâye anlatırken veya şaka yaparken kullanılır:

    A man walks into a restaurant with a monkey on his shoulder. The monkey says, ‘I’d like soup please.’

     

    Bir hikâyenin parçası olarak birinin ne dediğini söylerken kullanılır:

    It was only eleven o’clock and my mum says, ‘You’re late again.’ And I say, ‘No, I’m not.’ Then my dad starts to shout.

     

    İngilizcede gelecekten bahsetmenin birkaç farklı yolu vardır. En yaygın olanları:

    They’re going to build a new shopping centre here. (be going to)

    Leena is working in Singapore next week. (şimdiki zaman)

    I think they will postpone the match. (kip fiil - will)

    Nadia arrives in about half-an-hour from now. (geniş zaman)

    I’ll be running ten kilometres a day for the next two weeks. (future continuous)

    We’re late. Do you think the lecture will have started? (future perfect)

    We’re just about to leave for the cinema. (be about to)

    The president is to visit Brazil in November. (be to)

    The visitors are due to arrive at the factory early in the morning. (be due to)

    I was on the point of leaving my job but then I got promoted so I changed my mind.

    (be on the point of)

    She promised she would return soon. (future in the past)

    They said they were having a holiday next April. (future in the past)

     

    Gelecek zamanda kip fiil olarak will ve shall kullanılır. Shall sadece I ve we ile kullanılır, will’den daha resmîdir. Olumsuz hâlleri won’t/shan’t’tır. Soru cümlesi yaparken will ve shall başa gelir. Gelecekle ilgili öngörüde bulunurken ve durumlardan bahsederken kullanılır:

    We shall need an extra bedroom when the new baby arrives.

     

    Kararları duyururken ve teklifte bulunurken kullanılır:

    Wait. I’ll open the door for you.

     

    Genelde gelecek zamana değinmekten ziyade öneride bulunurken sorularda I ve we ile shall kullanılır:

    It’s getting late. Shall we go home?

     

    I ile am + going to + fiil; we, you, they ile are + going to + fiil; he, she, it ile + is + going to + fiil kullanılır. Olumsuz hâlleri not alır, soru sorarken am/is/are başa gelir. Gelecek planlarından ve niyetlerden bahsederken kullanılır. Genelde geleceğe dair planla alakalı karar çoktan verilmiştir:

    I’m going to look for a new place to live next month.

     

    Gerçekleşeceğine kesin gözüyle bakılan veya elde kanıt bulunan bir şeyi tahmin ederken kullanılır:

    It’s going to snow again soon.

     

    Emir verirken veya zorunlu bir şeyden bahsederken kullanılır:

    You’re going to pick up all of those toys right now. This room is a mess!

     

    Resmî olmayan durumlarda –bilhassa konuşurken ve şarkı sözlerinde- going to yerine gonna kullanılır:

    One day I’m gonna be a star.

     

    Genelde will, be going to’ya benzer şekilde kullanılır. Şüphegötürmez bir şeyden bahsederken will; karar veya eldeki kanıt vurgulanmak istendiğinde be going to kullanılır.

     

    Çok yakında olması beklenen şeylerden bahsederken be about to + fiil kullanılır. Genelde vurgu için just ile kullanılır:

    The ferry is about to leave.

     

    Zaman ifadeleriyle kullanılmaz, öyle durumlarda geniş zaman kullanılır:

    Hurry up, please! The coach leaves in five minutes!

     

    Çok yakında olması beklenen şeylerden bahsederken be on the point of + fiil + ing kullanılır. Be just about to ile benzerdir:

    I was on the point of leaving my job but then I got promoted so I changed my mind.

     

    Programlanmış şeylerden bahsederken be due to + fiil kullanılır:

    The visitors are due to arrive at the factory at 10:30.

     

    Be to çok resmîdir. Yapılması gereken veya zorunda olunan şeyden bahsederken kullanılır. Ayrıca resmî kararlara değinirken de kullanılır:

    If I am not to tell anyone, then that’s simply not fair.

     

    Birine emir veya talimat verirken de kullanılır:

    You are to report to the head office by 8.30 am.

     

    Kararlaştırılmış veya karar verilmiş olaylardan bahsederken gazete manşetlerinde yaygın kullanılır. Her zaman fiil kullanılmaz:

    Prime Minister to announce emergency plan on climate change.

     

    Future continuous’ta will/shall + be + fiil + ing kullanılır. Gelecekte belli bir zamanda devam edecek geçici eylemler veya olaylardan bahsederken kullanılır:

    I’ll post your letter for you. I’ll be passing a post-box.


    Geçmişten bahsederken, bazen konuşulan zamandan ilerisinde olan bir şeye değinilmek istenir. Bunun için fiiller geçmiş kipiyle çekimlenir:

    The last time I met her, she was leaving for a new job in Italy the following day.
    (She’s leaving’in geçmiş kipi)

    They rang to say they would be with us by ten o’clock but then their flight was cancelled.

    (They will be’nin geçmiş kipi)

    I saw the house that I was to live in for the next six months. (I am to live’in geçmiş kipi)

    He said he was going to see the match but it was cancelled. (He is going to’nun geçmiş kipi)

     

    Future perfect continuous’ta will/shall + have + been + fiil + ing kullanılır. Nadiren shall ile soru yapılır. Gelecekteki bir noktadan geçmişe bakılırken ve bir eylemin, olayın süresi veya uzunluğu vurgulanmak istendiğinde kullanılır:

    In September, she will have been living in France for a year.

     

    Future perfect simple’da will/shall + have + fiilin üçüncü hâli kullanılır. Nadiren shall ile soru yapılır. Gelecekteki bir noktadan geçmişe bakılırken kullanılır. Genelde by tomorrow,

    for three years gibi zaman ifadesiyle kullanılır:

    Do you think she’ll have seen the doctor by four o’clock?

     

    Şimdiki zaman, geleceğe değinebilir. Çoktan karar verildiğini ve genelde plan yapıldığını veya bir şeyin ayarlandığını gösterir:

    The band is visiting Denmark next May.

     

    Tahminde bulunurken kullanılmaz. O zaman be going to veya will kullanılır.

     

    Gerçek oldukları için veya programı, zamanı kararlaştırıldığından ya da belli olduğundan kesin olan gelecekteki olaylardan bahsederken geniş zaman kullanılır:

    She has her driving test next week, does she?

     

    Bir yere veya bir insana doğru hareketten bahsederken going + to + ad öbeği kullanılır:

    I’m going to the shops. Do you want anything?

     

    Gelecekten bahsederken –planlar, niyetler, öngörüler ve emirler- am/is/are + going to + fiil kullanılır:

    I’m going to buy a new car next week.

     

    Değişmiş olabilecek eldeki plandan bahsederken was/were going to kullanılır:

    A: You’re not staying out in this rain, are you?

    B: Well I was going to, yes.

     

    FİİL KİPLERİ/HÂLLERİ

     

    Çekimli fiiller; zamanı, kişiyi ve sayıyı gösterirler:

    She was waiting in the room before he came in.

     

    Çekimsiz fiiller; zamanı, kişiyi ve sayıyı göstermezler:

    She tiptoed round the house so as not to wake anyone.

    You need to paint the whole cupboard, starting from the bottom.

    Taken prisoner by the British in December 1776, he was held in New York City for a year…

     

    Emir cümleleri, birinin bir şey yapması istendiğinde kullanılır (Genelde tavsiye, öneri, istek, emir veya talimat durumunda). Genelde özne ile kullanılmazlar. Fiillerin yalın hâlleri kullanılır:

    Have fun.

     

    Daha dolaylı şekilde söylemek için just, please, if you wouldn’t mind kullanılabilir:

    Open the window a little more, please, if you wouldn’t mind.

     

    Vurgulamak için you özne zamiri kullanılabilir:

    You stay here.

     

    Olumsuz emir cümlesinde don’t’un ardından you gelir:

    Maria, don’t you try to pay for this. I invited you for lunch and I insist on paying.

     

    Özellikle konuşma dilinde someone, somebody, no one, nobody, everyone, everybody gibi sözcükler kullanılabilir:

    Somebody call a doctor. Quick!

     

    Daha kibar ve resmî şekilde söylemek için do yardımcı fiili kullanılabilir:

    Do start.

     

    Kısa cevaplarda ana fiil olmadan do kullanılabilir:

    A: Can I use your phone to call a taxi?

    B: Do, of course, by all means. It’s there on the desk.

     

    Birinci ve üçüncü tekil şahıslarla let kullanılır:

    Let me see. What should I do?

    Let’s start at nine-thirty tomorrow, please. Okay?

     

    Daha resmî durumlarda let us kullanılır:

    Let us begin by welcoming our new members.

     

    Çok sıklıkla birinci tekil şahıstan bahsederken let’s (let us) kullanılır:

    I can’t find my keys. Let’s see, where did I last have them? (let me see)

     

    Kısa cevaplarda ‘evet’ anlamında let’s kullanılabilir –öneriye yanıt verirken-:

    A: Shall we stop now and have a coffee break?

    B: Let’s.

     

    Üçüncü tekil şahısla yapılan emir cümleleri yaygın değildir. Let + him/her/it veya ad öbeği şeklinde cümle kurulur:

    Let him knock on all the doors until he finds ours!

     

    Olumsuz emir cümlesi kurarken do + not + mastar kullanılır:

    Do not use the lift in the event of fire.


    Kısa cevaplarda don’t kullanılabilir:

    A: Shall I show everyone the old photo of you?

    B: No, don’t. It’s terrible!

     

    Özellikle resmî olmayan konuşmada olumsuz emir cümlesinde you, anyone/anybody kullanılabilir:

    It’s a surprise party so don’t anybody mention it to Jim.

     

    Sık sık let’s not kullanılır:

    Let’s not forget to lock the door!

     

    Bazen daha resmî durumlarda don’t let’s kullanılır:

    Don’t let’s mention anything about her husband. I think they’ve split up.

     

    Ara sıra emir cümleleriyle pekiştirme soruları kullanılır:

    Turn on the light, will you?

    Ask him, can you?

     

    Won’t you daha çok vurgular:

    Write to me, won’t you?

     

    Olumsuz emir cümlesinde normalde pekiştirme sorusu olarak will you kullanılır:

    Don’t tell anyone, will you?

     

    Öneride bulunurken veya davet ederken emir cümlesi kullanılabilir:

    Have another piece of melon.

     

    Mastarın to kullanılan ve kullanılmayan olmak üzere iki tipi vardır:

    I want to speak to you.

    She made us wait for half an hour.


    Ardından mastar kullanılan yaygın ana fiiller:

    agree

    demand

    long

    pretend

    aim

    fail

    love

    promise

    arrange

    forget

    manage

    propose

    ask

    hate

    mean

    refuse

    begin

    help

    need

    remember

    choose

    hope

    offer

    try

    claim

    intend

    plan

    want

    continue

    learn

    prefer

    wish

    decide

    like

    prepare

     

     

    Öznesi olmayan fiilli bir cümlecikte mastar kullanılabilir –to ile-. Eylemin amacına veya sonuçlarına yoğunlaşır:

    To work in a developing country had always been her ambition.

     

    Kip fiillerin ardından mastar kullanılır:

    Will you need to rent a car during your stay?

     

    Let, make ve help’in (opsiyonel) ardından da kullanılır:

    He lets us use some of his land to grow vegetables.

     

    Etken fiillerin mastar hâlleri (to) fiil şeklindeyken, edilgen fiillerin mastar hâlleri

    be (to) + fiilin üçüncü hâli şeklindedir.

     

    Etken fiilin mastar hâli, işi yapana yoğunlaşıldığında kullanılır:

    The doctor gave me an eye-patch to wear.

     

    Edilgen fiilin mastar hâli, iş yapılana yoğunlaşıldığında veya işi yapandan bahsedilmek istenmediğinde kullanılır:

    I didn’t give out my email address because I didn’t want to be contacted by strangers.


    Zorunluluktan bahsederken there is/there are kullanıldığında iki mastar hâli arasındaki fark çok azdır:

    Come on! There’s work to do. or Come on! There’s work to be done.

     

    Claim, expect, hate, hope, like, love, prefer, pretend gibi fiillerin ardından fiillerin perfect mastar hâlleri kullanılır:

    He pretended to have lost her number and so had been unable to contact her.

    (He pretended that he had lost her number …)

     

    Genelde geçmişte gerçekleşmiş olabilecek şeylerden bahsederken kullanılır:

    She claims to have met a number of famous people, but I don’t believe her.

    (She claims she has met…)

     

    Gelecekte bir noktada tamamlanmış olacak bir şeyden bahsederken de kullanılır:

    We hope to have finished the building works by the end of March.

     

    Öznesi olmayan fiilli bir cümlecikte perfect mastar kullanılabilir –to ile-. Geçmişte gerçekleşmiş veya gerçekleşmiş olabilecek olaylara değinirken kullanılır:

    To have got the job in the face of such stiff competition was a great achievement.

     

    Fiillerin hâlleri:

    Yalın Hâl

    Geçmiş Kipi

    Üçüncü Hâl

    open

    opened

    opened

    love

    loved

    loved

    watch

    watched

    watched

    swim

    swam

    swum

    go

    went

    gone

    make

    made

    made

    put

    put

    put


    İngilizcede çoğu fiil düzenlidir. Düzenli fiiller ing alırlar ve geçmiş kipi ile üçüncü hâlleri sonuna –ed alır:

    Yalın Hâl

    ing Hâli

    Geçmiş Kipi

    Üçüncü Hâl

    look

    looking

    looked

    looked

    listen

    listening

    listened

    listened

    play

    playing

    played

    played

    work

    working

    worked

    worked

     

    Sonu –e ile biten fiillere –ed eki gelirken sadece –d yazılır. –ing aldıklarında ise sondaki e harfi yazılmaz:

    move à moving/moved, face à facing/faced

     

    Sonu –y ile biten fiillere –ed eki gelirken y harfi i’ye dönüşür:

    study à studied/studying, hurry à hurried/hurrying

     

    Sonunda sesli harfinden ardından sessiz harf gelen ve son hecesi vurgulu olan fiillere –ed ve –ing eki gelirken sondaki sessiz harf iki kez yazılır:

    commit à committing/committed, prefer à preferring/preferred

     

    Bir sesli harf ve l ile biten fiillere –ed ve –ing eki gelirken sondaki l harfi iki kez yazılır:

    travel à travelling/travelled, control à controlling/controlled

     

    Fiil –ch, -s, -ss, -sh, -x veya –z ile bitiyorsa üçüncü tekil şahıs geniş zamanda –es alır:

    watch à watches, pass à passes, wish à wishes, fix à fixes

     

    Düzensiz fiillerin geniş zaman çekimleri, düzenli fiiller ile aynıdır ancak geçmiş kipi ve üçüncü hâllerinde çeşitli farklılıklar vardır:

    Yalın Hâl

    Geçmiş Kip

    Üçüncü Hâl

    hit

    hit

    hit

    bring

    brought

    brought

    bend

    bent

    bent

    drink

    drank

    drunk

     

    Bir sözcüğün fiil olup olmadığını anlamak her zaman mümkün değildir ancak bazı son ekleri alan sözcükler muhtemelen fiildir:

    Son Ek

    Örnek

    -ate

    appreciate, celebrate, congratulate

    -en

    frighten, soften, widen

    -ify

    identify, specify, qualify

    -ise/-ize*

    realise, recognise, modernize

     

    *İki hâli de kullanılır. İngiliz İngilizcesinde –ise, Amerikan İngilizcesinde –ize yaygındır.

     

    Fiillere ön ekler de gelir:

    Ön Ek

    Örnek

    ad-

    adapt, admit, advance

    de-

    deceive, deform, describe

    im-/in-

    impose, increase, inform

    per-

    perform, persuade, perceive

    re-

    recall, receive, reproduce

     

    Fakat bu ön eklerle başlayan bazı sözcükler fiil olmayabilirler. Bazen fiillerin, isim ve sıfat hâlleri aynıdır.

     

    FİİL KALIPLARI

     

    Hate, like, love ve prefer’den sonra ing veya to + fiil gelebilir. Amerikan İngilizcesinde

    to + fiil daha yaygındır. İki form arasında çok küçük fark vardır. Ing formu eylemi veya yaşanmışlığı vurgularken, to + fiil formu eylemin, olayın sonuçlarını vurgular. Genelde zevkler ifade edilirken ing formu; alışkanlıklar ve tercihler ifade edilirken to + fiil formu kullanılır. Hate ve love’ın ardından daha çok ing gelir:

    I hate decorating.

     

    Hate, like, love ve prefer ile would veya ‘d kullanıldığında to + fiil kullanılır:

    We would love to hear you sing.

     

    Hear, see, notice, watch gibi fiil nesnelerinin ardından to olmadan fiilin mastar veya ing hâli gelir. To olmayan mastar hâli genelde eylemin, olayın tamamını vurgularken, ing hâli devam eden veya henüz tamamlanmamış eylemi, olayı vurgular:

    He saw her drive off with a young man in the passenger seat.

     

    Ing hâli tekrar eden eylem veya olayı da vurgulayabilir. Can ve could ile kullanıldıklarında, her zaman ing hâli kullanılır:

    I can hear people talking.

     

    Help, nesne/dolaylı tümleç ile veya tek başına kullanılabilir:

    Let me help you.

    Can I help?

     

    Ayrıca help + nesne/dolaylı tümleç + (to) fiil kullanılabilir:

    Jack is helping me to tidy my CDs.

    Jack is helping me tidy my CDs.

     

    Eylem veya olayın artık devam etmeyeceğini belirtmek için stop + fiil + ing kullanılır:

    It’s stopped raining. Let’s go for a walk.

     

    Birisinin başka bir şey yapmak için bir şeyi durdurduğunu belirtmek için stop + to + fiil kullanılır:

    We stopped to have something to eat.

     

    Bir şey olacak diye heyecanlı veya memnun olmak anlamında look forward to kullanılır. Ardından ad öbeği veya fiil + ing gelir:

    I’m looking forward to the holidays.

     

    Resmî mektuplarda ve e-postalarda birinden bir şey duymanın umulduğunu veya bir şeyin olacağının beklendiğini söylerken kullanılır. Geniş zaman ile çekimlenir:

    I look forward to your reply.


    Kibarca istenilen şey söylenirken –bilhassa teklif yaparken, istekte bulunurken- would like veya ‘d like kullanılır:

    Would you like a biscuit with your coffee?

     

    Would like’ın ardından fiil gelecekse başına to alıp mastar hâliyle gelir:

    I’d like to get a return ticket for tomorrow.

     

    Genel olarak tercihleri sorarken do you like …? kullanılır. Teklif yaparken veya istekte bulunurken do you like …? kullanılmaz:

    Do you like rice?

     

    Kaçırılan geçmişteki şeylerden bahsederken would like to have + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    I’d like to have watched the football but I had to go out.

     

    Teklife veya davete kısa cevap verirken I’d like to kullanılabilir:

    A: You must have dinner with us.

    B: Yes, I’d like to.

     

    Bir şeyi, diğerine tercih ederken would rather veya ‘d rather kullanılır:

    I’d rather not go out tonight.

    I’d rather you didn’t go out tonight (Doğru)

    I wouldn’t rather you went out tonight. (Yanlış)

     

    Geçmişe değinirken would rather + have + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    She would rather have spent the money on a holiday.

     

    İki cümleciğin öznesi farklıysa genelde şu an veya gelecekten bahsederken geçmiş zaman, geçmişten bahsederken past perfect kullanılır:

    I would rather they did something about it instead of just talking about it.

    I’d rather you hadn’t rung me at work.

     

    Tercihin anlamını kuvvetlendirmek için would much rather kullanılabilir:

    I’d much rather make a phone call than send an email.

     

    Öneriye veya isteğe hayır demek için kısa cevap olarak genelde I’d rather not kullanılır:

    A: Do you want to go for a coffee?

    B: I’d rather not, if you don’t mind.

     

    Bir şeyi diğerine tercih ederken would sooner ve would just as soon kullanılır. Anlamları would rather ile neredeyse aynıdır. Would rather daha yaygındır

    –would sooner, would just as soon’a göre daha yaygındır-:

    I don’t really want to go back to France again this year. I’d sooner go to Spain.

     

    Bazı fiillerin ardından to + fiil gelir:

    afford

    demand

    like

    pretend

    agree

    fail

    love

    promise

    arrange

    forget

    manage

    refuse

    ask

    hate

    mean
    (intend anlamında)

    remember

    begin

    help

    need

    start

    choose

    hope

    offer

    try

    continue

    intend

    plan

    want

    decide

    learn

    prefer

     

     

    Bazı fiillerin ardından normalde to + fiil değil, fiil + ing gelir:

    admit

    deny

    finish

    mind

    avoid

    dislike

    give up

    miss

    (can’t) help

    enjoy

    imagine

    practise

    (can’t) stand

    fancy

    involve

    put off

    consider

    feel like

    keep (on)

    risk

     

    Bazı fiiller (can’t stand, dislike, imagine, involve, mind, miss, put off, risk) fiil + ing’den önce yeni bir özneyle kullanılabilir:

     We just couldn’t imagine Gerry singing in public.

     

    Hate, like, love ve prefer’ün ardından to + fiil veya fiil + ing gelebilir. Küçük anlam farkı vardır. Ing hâli fiilin kendisini vurgular. To + fiil hâli daha çok tercihi, sonucu, eylemi vurgular. Would ve should ile kullanıldıklarında artlarından to + fiil gelir.

     

    Bazı fiillerin ardından to + fiil veya fiil + ing gelebilir. Ancak anlamda değişiklik olur:

    go on

    need

    remember

    try

    mean

    regret

    stop

    want

     

    Working in London means leaving home at 6.30. (Londra’da çalışmanın sonucu bu)

    I didn’t mean to make you cry. (Seni ağlatma niyetinde değildim)

    He went on singing after everyone else had finished.

    (Durmadan şarkı söylemeye devam etmiş)

    She recited a poem, then went on to sing a lovely folk song.

    (Şiir okumuş sonrasında şarkı söylemiş)

    I tried searching the web and finally found an address for him.

    (Hangi bilgiyi bulabileceğimi görmek için internette araştırma yaptım)

    I tried to email Simon but it bounced back. (E-posta atmaya çalıştım ama başaramadım)

    She stopped crying as soon as she saw her mother. (Ağlıyordu sonra ağlamayı kesti)

    We stopped to buy some water at the motorway service area.

    (Seyahat ediyorduk, su satın almak için kısa süreliğine durduk)

     

    Etken fiil içeren cümlede let ve make’in ardından fiilin mastar hâli gelir. Her zaman fiilin mastar hâlinden önce nesne/dolaylı tümleç yer alır:

    Let me show you this DVD I’ve got.

    They made us wait while they checked our documents.

     

    Help’in ardından to + fiil veya fiilin mastar hâli gelir:

    She helped me find a direction in life.

    Everyone can help to reduce carbon emissions by using public transport.


    Hisle, işitmeyle ve görmeyle bağlantılı fiil grupları, fiil + ing veya to olmadan fiilin mastar hâliyle kullanılabilirler:

    feel

    notice

    see

    hear

    overhear

    watch

     

    Ing ile kullanıldıklarında devam eden eylemi veya olayı vurgularlar. Fiilin mastar hâliyle kullanıldıklarında ise tamamlanmış veya tamamı görülen olayı, eylemi vurgularlar.

     

    Bazı fiillerin ardından nesne/dolaylı tümleç + to + fiil gelir:

    advise

    hate

    like

    persuade

    request

    ask

    help

    love

    prefer

    teach

    challenge

    instruct

    need

    recommend

    tell

    choose

    intend

    order

    remind

    want

    forbid

    invite

     

     

     

     

    Did Martin teach Gary to play squash?

     

    Aktarmayla bağlantılı bazı fiillerin ardından nesne/dolaylı tümleç işlevi gören that cümleciği gelir:

    accept

    decide

    insist

    repeat

    admit

    discover

    know

    reply

    agree

    doubt

    mean

    say

    announce

    expect

    mention

    see

    assume

    explain

    notice

    show

    believe

    feel

    pretend

    state

    check

    find (out)

    promise

    suggest

    claim

    forget

    prove

    suppose

    comment

    guess

    realise

    think

    complain

    hear

    reckon

    understand

    confirm

    hope

    remark

     

    consider

    imagine

    remember

     

     

    Everyone agrees that we have to act quickly.

    Resmî olmayan konuşmada genelde that cümleden çıkarılır. Bilhassa guess, think, hope ve reckon’ın ardından kullanılmaması yaygındır.

     

    Bazı fiillerin ardından –genellikle aktarmayla bağlantılı- nesne/dolaylı tümleç işlevi gören that cümleciğinin yanı sıra nesne/dolaylı tümleç gelir. Cümleden that çıkarılabilir:

    advise

    inform

    remind

    assure

    persuade

    tell

    convince

    promise

    warn

     

    He told us that it would take a long time.

     

    Bazı fiillerin ardından nesne/dolaylı tümleç işlevi gören that cümleciği ve edat öbeği gelir:

    admit

    explain

    point out

    recommend

    state

    complain

    mention

    prove

    say

    suggest

     

    I suggested to Gina that she should get a summer job.

     

    Bazı fiiller her zaman nesneye ihtiyaç duyar. Bunlara geçişli fiil denir. Asla nesneye ihtiyaç duymayan fiillere ise geçişsiz fiil denir. Geçişli fiillerin ardından edat kullanılmaz. Çoğunlukla geçişli olarak kullanılan fiiller:

    ask

    describe

    get

    need

    take

    attend

    discuss

    like

    raise

    telephone

    believe

    emphasise

    join

    receive

    use

    buy

    enjoy

    lose

    say

    want

    consider

    expect

    love

    suggest

    watch

    contact

    find

    make

     

     

     

    Did you enjoy the film?


    Çoğunlukla geçişsiz olarak kullanılan fiiller:

    appear

    die

    lie

    sneeze

    arrive

    disappear

    live

    snow

    come

    fall

    rain

    wait

    cough

    happen

    rise

    work

     

    Suddenly Joss appeared in the doorway.

     

    Bazı fiiller geçişli veya geçişsiz olarak kullanılabilirler. Bazen iki hâlinin anlamları aynıdır:

    eat, enter, drive, leave, win

     

    Geçişli fiillerde özne işi yapar. Geçissiz fiillerde eylem veya olay öznenin başına gelir:

    He opened the door and walked in. (Geçişli fiil, özne işi yapar)

    The door opened slowly. (Geçişsiz fiil, özne işe maruz kalır)

     

    Bazı fiiller iki nesne/dolaylı tümleç alır:

    ask

    give

    make

    promise

    show

    bring

    hand

    offer

    save

    teach

    charge

    leave

    owe

    send

    tell

    find

    lend

    pay

    serve

    wish

    fine

     

     

     

     

     

    Can I ask you a question?

     

    Bu fiillerin bazılarıyla nesne/dolaylı tümleç işlevi gören tamamlayıcı edat kullanılabilir:

    He owed a lot of money to his parents.

     

    Bazı fiiller nesne/dolaylı tümleç ve zaman, yer-yön edat öbeği alırlar:

    bring

    lead

    send

    stand

    drive

    place

    set

    take

    lay

    put

    show

     

     

    You can put your bag on the back seat.

    Bazı fiillerin ardından nesne/dolaylı tümleç ve fiilin üçüncü hâlini içeren cümlecik gelebilir:

    feel (oneself)

    have

    need

    find

    leave

    want

    get

    like

     

     

    I get my car mended locally.

     

    Ardından that cümleciği gelebilen fiillerin çoğu ayrıca who, what, when, where, which, whose, why veya how ile başlayan cümlecikle kullanılabilirler:

    arrange

    consider

    enquire

    imagine

    predict

    show

    ask

    decide

    explain

    judge

    prove

    tell

    care

    depend

    find out

    know

    realise

    think

    check

    discover

    forget

    learn

    remember

    wonder

    choose

    discuss

    guess

    mind

    say

     

    confirm

    doubt

    hear

    notice

    see

     

     

    Miriam explained how she had done it.

     

    Artlarından bu cümleciklerin –wh cümleciği- geldiği fiillerin çoğunda cümleciklerin içinde to + fiil kullanılabilir:

    arrange

    decide

    find out

    learn

    show

    ask

    discover

    forget

    notice

    tell

    check

    discuss

    imagine

    remember

    think

    choose

    enquire

    judge

    say

    wonder

    consider

    explain

    know

    see

     

     

    We discussed what to do about the community hall.

     

    BİRLEŞİK FİİLLER VE ÇOK SÖZCÜKLÜ FİİLLER

     

    Çok sözcüklü fiiller bir fiil ve bir veya iki öbek eki ya da edattan oluşurlar. Üç tipi vardır: Birleşik fiil, edatlı fiil ve edatlı birleşik fiil. Bazen birleşik fiil üç tipten de bahsederken kullanılır.

    Birleşik fiiller iki kısımdan oluşurlar, ana fiil ve zarf öbek eki. En sık kullanılan zarf öbek ekleri: around, at, away, down, in, off, on, out, over, round ve up’tır. Anlamlarını oluşturan sözcüklerden çıkarmak kolay değildir:

    The book first came out in 1997. (yayınlamak)

    The plane took off an hour late. (kalkmak)

    The lecture went on till 6.30. (devam etmek)

    It’s difficult to make out what she’s saying. (duymak/anlamak)

     

    Genelde aynı anlamda kullanılan tek sözcükler daha resmîdir:

    We need to sort the problem out. (We need to solve/resolve the problem)

     

    Çoğu birleşik fiil nesne/dolaylı tümleç alır. Nesne/dolaylı tümleç şahıs zamiri değilse genellikle öbek eki nesne/dolaylı tümleçten önce veya sonra gelir:

    She brought up three kids all alone.

    I brought my children up to be polite.

     

    Nesne/dolaylı tümleç şahıs zamiriyse her zaman öbek ekinden önce gelir:

    I’ve made some copies. Would you like me to hand them out?

     

    Genelde daha uzun olan nesne/dolaylı tümleçler öbek ekinden sonra gelir:

    Many couples do not want to take on the responsibility of bringing up a large family of three or four children.

     

    Bazı birleşik fiiller nesne/dolaylı tümleç olmadan kullanılabilirler:

    break down

    get back

    move in/out

    carry on

    go off

    run away

    drop off

    hang on

    set off

    eat out

    join in

    wake up

     

    Edatlı fiiller iki kısımdan oluşur, birbirinden ayrılamayan fiil ve edat. Edatlı fiiller her zaman edatın ardından nesne/dolaylı tümleç alırlar. Nesne/dolaylı tümleç ad öbeği, zamir veya

    fiil + ing olabilir:

    Somebody broke into his car and stole his radio.

     

    Bazı edatlı fiiller ardından edat öbeği alırlar:

    associate … with

    remind … of

    protect … from

    rob … of

    provide … with

    thank … for

     

    I’d like to thank everyone for their kindness.

     

    Edatlı birleşik fiiller üç kısımdan oluşur, fiil, öbek eki ve edat. Öbek eki ve edat birbirinden ayrılamaz. Çoğu genelde resmî olmayan durumlardan kullanılır. Anlamlarını oluşturan sözcüklerden çıkarmak kolay değildir:

    catch up with

    get on with

    look out for

    come up against

    listen out for

    look up to

    do away with

    look down on

    put up with

    face up to

    look forward to

    watch out for

    get away with

    look in on

     

     

    Ken’s just chatting to a friend. He’ll catch up with us in a minute. (ulaşmak, katılmak)

    Do you get on with your neighbours? (iyi anlaşmak)

    We look forward to meeting you on the 22nd. (memnuniyetle beklemek)

     

    Nesne/dolaylı tümleç daima edatın ardından gelir:

    She was a wonderful teacher. We all looked up to her. (saygı duymak)

     

    Bazı edatlı birleşik fiiller edat nesnesi/dolayı tümlecinin yanı sıra fiilin ardından nesne/dolaylı tümleç alırlar:

    fix … up with

    put … down to

    put … up to

    let … in on

    take … out on

     

     

    We just put the accident down to bad luck; there’s no other reason. (sebebini … düşünmek)

     

    EDİLGEN FİİL

     

    Etken cümlede sözcük sırası bellidir. Özne başa gelir ve işi yapandır:

    Cambridge University Press published this book.

     

    Edilgen cümlede eyleme maruz kalan insan veya şey konu, tema olur. İşi yapan cümleden çıkarılabilir veya edat öbeğinde işi yapan cümleye eklenebilir (by + işi yapan). Cümecikteki odak değiştirilmek istendiğinde veya işi yapan önemli değilse, söylenmek istenmiyorsa edilgen fiil kullanılır.

     

    Normalde edilgen fiille yapılan cümle be + fiilin üçüncü hâli şeklinde kurulur. Get ile yapılırsa get + fiilin üçüncü hâli kalıbı kullanılır:

    The trees in the garden were damaged in the wind. (standart)

    The trees in the garden got damaged in the wind. (get)

     

    Özellikle resmî olmayan konuşmada kullanılır. Ayrıca eylemin kendisine veya eyleme karışan kişiye biraz daha vurgu yapar:

    I’ve got good news for you. Jim finally got promoted.

     

    Genellikle olumsuz veya istenmeyen olaylardan bahsederken kullanılır:

    Our car got stolen last night.

     

    Bazen dönüşlü zamirle birlikte kullanılır. Öznenin olaydan kısmen de olsa sorumlu olduğunu işaret eder:

    I got myself locked out the other day. I stupidly left my keys in the bedroom.

     

    Birinin istenen veya emredilen bir şeyi yapmasından bahsederken

    have + nesne/dolaylı tümleç + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    We’re having the house painted next week.

     

    Kötü bir şey olurken de –bilhassa birisi sebep olmadığı bir eylemden etkilendiğinde- kullanılabilir:

    Hundreds of people had their homes destroyed by the hurricane.

     

    Birine bir şey yapma talimatı verirken have + nesne/dolaylı tümleç + fiilin mastar hâli

    (to olmadan) kullanılır. İşi yapan kişi vurgulanır:

    I’ll have Harry book you a taxi.

     

    Yaşanmışlıktan veya olaydan bahsederken

    have + nesne/dolaylı tümleç + fiil + ing/fiilin mastar hâli (to olmadan) kullanılır. Devam eden olaylarda fiil + ing, tamamlanmış olaylarda mastar hâli kullanılır:

    We had a man singing to us as we sat in the restaurant having our meal.

    We had a strange woman come to the door selling pictures.

     

    Birinin veya bir şeyin yol açtığı süregelen eylemlerden bahsederken de fiil + ing kullanılır:

    Her story had us laughing so much.

     

    En yaygın kullanılan edilgen fiil yapısı be + fiilin üçüncü hâlidir. En sık kullanılanlar:

    Zaman

    be hâli

    Örnek

    Geniş

    am/are/is

    Am I invited too?

    Şimdiki

    am/are/is being

    Am I being recorded?

    Geçmiş

    was/were

    The story was reported in yesterday’s paper.

    Şimdiki geçmiş

    was/were being

    Was he being examined?

    Present perfect

    have/has been

    He’s been hurt.

    Past perfect

    had been

    Had he been injured in the war?

    Kip

    can/will/might be

    I don’t think I’ll ever be paid.

    Kip şimdiki

    could/may/must be being

    It must be being done now.

    Kip perfect

    could/must have been

    Do you think we could have been heard?

     

    Genelde perfect continuous kullanılmaz. Başka şekilde ifade edilirler:

    The house has been being renovated for almost a year.

    (Yaygın değil, kullanılmamaya çalışılır)

    They have been renovating the house for almost a year. (Tercih edilen şekli)

    Nesnesi/dolaylı tümleci olmayan fiiller edilgen yapılamaz:

    The parcel arrived in the post this morning. (Doğru)

    The parcel was arrived … (Yanlış)

     

    Durumu anlatan bazı fiiller genelde edilgen yapılmaz:

    They were having lunch. (Doğru)

    Lunch was being had. (Yanlış)

     

    Bazı fiillerin edilgen hâlleri, etken hâllerinden daha çok kullanılır:

    be born, be populated, be stranded, be taken aback

     

    İki nesnesi/dolaylı tümleci olan fiillerde nesnelerden biri edilgen yapının öznesi veya teması olabilir -odaklanmak istenen şeye bağlı olarak-:

    Her mother gave each child a present. (Etken)

    A present was given to each child (by her mother). (Edilgen)

    Each child was given a present (by her mother). (Edilgen)

     

    Özneye gönderme yapan tamamlayıcı fiil be, become, seem gibi sözcüklerle edilgen yapı kullanılmaz:

    After six years of training she has finally become a doctor.

     

    İşi yapan önemliyse by ile belirtilir:

    Mr Ward has been arrested by the FBI.

     

    Edilgen fiilin öznesi gerçek işi yapan değilse başka edatlar kullanılır:

    I’d been decorating the bedroom and I was covered in paint.

     

    İşi yapan enstrümansa with kullanılır:

    The door was smashed open with a hammer.

     

    İşi yapan önemli değilse, bilinmiyorsa veya çok belliyse edilgen fiilli cümlede bulunmayabilir. Böyle yapılar çok yaygındır:

    I walked to work. The car’s being repaired.

     

    İşi yapan önemli olmadığında genelde it veya there ile şahsi olmayan ifadeler kullanılır:

    It was decided to charge £10 per ticket.

     

    Bir şeye yoğunlaşırken, işi yapanın kimliği bilinmediğinde, işi yapanı bilmek önemli olmadığında ve mesafeli konuşulmak istendiğinde edilgen fiil kullanılır. Süreç veya eylem işi yapandan çok daha önemliyse akademik ve teknik konularda işi yapan belirtilmeden sık sık kullanılır:

    A sample was taken and injected into a tube.

     

    Şahsi ifadelerden uzaklaşıp şahsi olmayan süreçlere yoğunlaşmak için aktaran fiillerle

    (believe, think, say, consider, find) sık sık kullanılır:

    Police are looking for a man in his 30s. He is believed to be dangerous.

     

    Yeni bir şey vurgulanmak istendiğinde, cümleye zaten bilinen bir şeyle başlanıp sonuna güncel veya önemli olan bir şey eklenebilir:

    A: That’s a lovely chair.

    B: Yes, it’s very old. It was given to me by my grandmother.

     

    Diğer edilgen yapılar get ve get/have + sth + fiilin üçüncü hâlidir:

    The windows got broken. (Someone broke the windows.)

    He’s getting his hair coloured. (Someone is colouring his hair.)

    We had our wooden floors painted. (Someone painted our wooden floors.)

     

    Bu yapılar genelde konuşma dilinde kullanılır. İşi yapan özne olmadığı için edilgen fiile benzerler.

     

    KİP FİİLLER

     

    Can fiil öbeklerinin önüne gelir. Başka kip fiille kullanılamaz. Olumsuz hâli can’t idir. Tek sözcük olarak cannot şeklinde yazılır. Bu şekilde resmî durumlarda veya bir şey vurgulanmak istendiğinde kullanılır. Genelde izin isterken veya verirken kullanılır:

    Can I take Daisy for a walk?


    Yasaklarda –yapılmaması gerektiğini söylerken- can’t kullanılır:

    You can’t park there.

     

    Şu an veya gelecekte bir şey yapma yeteneğinden bahsederken kullanılır:

    I can sing one song in Polish.

     

    Hear, see, smell, taste gibi algı fiilleriyle ve guess, imagine, picture, understand, follow (understand anlamında) gibi zihinsel süreç fiilleriyle sık sık kullanılır:

    I can hear you.

     

    Her zaman olmasa da genelde doğru olan şeylerden bahsederken kullanılır:

    Fireworks can frighten pets.

     

    Şu an doğru olduğuna inanılan şeylerden bahsederken normalde could kullanılmaz.

     

    Olasılığı ifade ederken veya sorgularken kullanılır:

    Well, how can you be on a diet if you buy so much chocolate?

     

    Tahmin veya öngörüde bulunulurken must’ın olumsuz hâli olarak can’t kullanılır.

    Must have + fiilin üçüncü hâli’nin olumsuz şekli can’t have + fiilin üçüncü hâlidir. Bu yapılar kuvvetli ihtimali işaret eder:

    A: Who owns this blue coat? It must be yours.

    B: It can’t be mine. It’s too big.

     

    İstekte bulunurken sorularda can kullanılır:

    Can I have your surname?

     

    Yapılması istenmeyen bir şeyin kesilmesi veya dilenilen şekilde davranılmadığında tam tersinin yapılması istenirken soru cümlesinde can’t kullanılır:

    Can’t you stop making that awful noise?

     

    Teklifte bulunurken soru cümlesinde can kullanılır:

    Can I help you lift that?

     

    Can’in geçmiş zamanda kullanımı could’tur:

    We asked the security guards if we could go backstage to meet the band.

     

    Geçmişteki olasılık sorgulanırken can’t have + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    You can’t have arrived here earlier than me.

     

    Could fiil öbeğinin önüne gelir. Başka kip fiille kullanılamaz. olumsuz hâli couldn’t idir. Resmî durumlarda veya bir şey vurgulanmak istendiğinde could not şeklinde kullanılabilir.

    Şu an ve gelecekteki olasılıktan bahsederken sık sık kullanılır:

    The storm could get worse.

     

    Öneride bulunurken kullanılır:

    A: I’ve got to be in the meeting at 10 and the train doesn’t get in until 10.15.

    B: Could you get an earlier train?

     

    İzin isterken kullanılır. Can’den daha resmîdir ve daha kibar şeklidir:

    Could I ask you a personal question?

     

    İzin verirken veya izni geri çevirirken could kullanılmaz, can kullanılır:

    A: Could I leave early today?

    B: Yes, you can./No, you can’t.

     

    Genelde geçmişte yaşanmış tek olaydan bahsederken could kullanılmaz. Geçmişteki başarılardan bahsederken genellikle olumlu cümlelerde was/were able to veya managed to kullanılır, could kullanılmaz:

    I was able to/managed to buy a wonderful bag to match my shoes.

     

    Geçmişteki yeteneklerden bahsederken could kullanılır:

    When I was young, I could easily touch my toes.

     

    Geçmişteki olasılıklardan bahsederken could have + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    I could have been a lawyer.

     

    Bir şey tahmin edilirken veya öngörüde bulunurken must’ın olumsuz hâli couldn’t idir.

    Must have + fiilin üçüncü hâli’nin olumsuz şekli couldn’t have + fiilin üçüncü hâlidir.

    Bu yapılar kuvvetli ihtimali işaret eder:

    She must have made a mistake. It couldn’t be true.

     

    Geçmişte yaşanmış tek olaydan bahsederken duyu fiilleriyle

    (smell, taste, see, hear, touch vb.) ve zihinsel süreç fiilleriyle

    (think, believe, understand, remember vb.) kullanılır:

    The food was terrible. I could taste nothing but salt.

     

    Geçmiş olaylarda can içeren aktaran cümlecikte could kullanılır:

    They told us we could wait in the hallway.

     

    Eleştiri yaparken veya bir şey onaylanmadığında sık sık could have + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    You could have tidied your room.

     

    Gerçekleşmemiş şeylerden bahsederken ve bazen pişmanlık ifade edilirken

    could have + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    He could have been a doctor.

     

    Bir şey onaylanmadığında –yapılanın tasvip edilmediğini göstermek için-

    sık sık how could you/she/he/they? ifadeleri kullanılır:

    Grandfather, how could you? How could you leave me?

     

    Olasılık dereceleri ifade edilirken could, may, might kullanılır. Çoğu ana dilde İngilizce konuşan kişi, buna karşıdır:

    The restaurant may close. (It is likely…)

    The restaurant could close. (It is less likely…)

    The restaurant might close. (There is only a possibility that … but no one is very sure)

     

    Dare hem ana fiildir hem de yarı kip fiildir. Ana fiil olup dolaylı tümlece ihtiyaç duyan hâlinin anlamı meydan okumaktır. Ardından fiil gelecekse to + fiil şeklinde gelir:

    Some snakes can bite but I dare you to hold this big snake.

    Ayrıca bir şey yapacak kadar cesareti veya kaba olmak anlamına da gelir. Devamından fiil gelirse (to) + fiil şeklinde gelir. Pek sık olmasa da to olmadan ardından fiilin mastar hâli gelerek kullanılabilir –yarı kip fiil-:

    If Sally dares (to) go there again, she’ll be in big trouble! (fiil)

    He doesn’t dare (to) go there. (fiil)

    No one dare go there. (yarı kip fiil)

    Does anyone dare (to) go there? (fiil)

    Dare anyone go there? (yarı kip fiil)

    Daren’t he go there? (yarı kip fiil)

     

    Birinin yapması gerektiği düşünülen veya spesifik bir durumda arzulanan eylemlerden bahsederken şu an veya geleceğe atıf yapan had better kullanılır. Resmî olmayan durumlarda ‘d better olarak kısaltılır. Ardından to olmayan fiilin mastar hâli gelir:

    It’s five o’clock. I’d better go now before the traffic gets too bad.

     

    Had better güçlü bir ifadedir. Arzulanan veya önerilen şey yapılmazsa olumsuz sonuçlar doğuracağı düşünüldüğünde kullanılır:

    She’d better get here soon or she’ll miss the opening ceremony.

     

    Bilhassa resmî olmayan konuşmalarda bazen had better yerine had best kullanılır.

    Had better’a göre daha dolaylı bir ifadedir:

    You’d best leave it till Monday. There’s no one in the office today.

     

    Had better’ın olumsuz hâli had better not’tır. Soru sorarken had + özne + better şeklinde kullanılır. Should ile aynı anlama gelir ama daha resmîdir:

    Had I better speak to Joan first before I send this form off? What do you think?

     

    Olumsuz soru şekli, olumluya göre daha yaygındır:

    Hadn’t we better ring the school and tell them Liam is sick?

     

    Spesifik durumlarda tavsiye vermek için had better kullanılır. Daha genel önerilerde

    be better/be best + to + fiil kullanılır:

    It’s always better to be safe than sorry. (It’s better to be safe than sorry,

    herhangi bir harekette bulunmadan önce dikkatli olmalısın demektir)

    Tercihlerden bahsederken had better kullanılmaz. Would rather veya would prefer kullanılır.

     

    May fiil öbeğinin önüne gelir. Başka kip fiillerle kullanılamaz. Olumsuz hâli may not’tır, mayn’t ifadesi kısaltma olarak kullanılmaz. İzin isterken, verirken veya reddederken kullanılır. Can, could ve may izin isterken kullanılan ifadelerdir. May en resmî olanıdır. Could, can’den daha resmîdir:

    May I leave the room?

     

    Şu an veya gelecekteki zayıf ihtimalden bahsederken kullanılır:

    I think I may go to the doctor today and try to get some antibiotics. (not very sure)

     

    Konuşmacı genellikle doğru veya olası olduğunu düşündüğü şeyleri ifade ederken resmî yazı dilinde bilhassa akademik İngilizcede kullanılır:

    A typical farmer’s cottage may be seen in the Ulster Folk Museum.

     

    Genelde farklı görüşü kabul ederken –bilhassa well ile- kullanılır ve bazen ardından but gelir:

    The couch may well cost more but it’s going to be different.

     

    Might fiil öbeğinin önüne gelir. Olumsuz hâli might not veya mightn’t idir. Zayıf ihtimallerden bahsederken çok sık kullanılır:

    I might go to Japan for a month to study Japanese.

     

    İzinden bahsederken kullnılır. Çok resmîdir, bu bağlamda pek tercih edilmez:

    Might I ask your name?

     

    İzin istendiğinde verilen cevap might içermez:

    A: Might I ask your address?

    B: Yes. It’s 41 Ross Avenue.

     

    Öneride bulunurken veya tavsiye verirken daha dolaylı ve kibar şekilde ifade etmek için

    -özellikle like, prefer veya want ile- kullanılabilir:

    You might like to try one of our wonderful desserts.

     

    Bir şeyi onaylamazken veya eleştiri yaparken sık sık might have + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    You might have tidied your room.

     

    Dolaylı anlatımda may’in geçmiş zamandaki hâli olarak kullanılır:

    She said that it might not be true.

     

    Genelde zarflar kip fiil ve ana fiil arasına gelir. Ana fiil anlaşıldığında özne ve kip fiil arasına da gelebilir:

    A: I can never remember Flo’s number.

    B: I never can either.

     

    Genelde aynı kip fiil farklı anlamlarla kullanılır:

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

     

     

     

    kesin

     

    will

    My birthday will be on a Monday this year.

    won’t

    I won’t have a party.

    shall

    I shall have plenty to tell you when I see you.

    shan’t

    I shan’t ask you to come again.

    must

    The cakes must be ready soon. They’ve been in the oven for an hour.

    can’t

    You can’t be hungry. You had a huge lunch.

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

    yüksek ihtimalle

    should

    The traffic isn’t heavy. We should be there in an hour.

    ought to

    The traffic isn’t heavy. We ought to be there in an hour.

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

     

    muhtemel

    may

    She may be a friend of Richard’s.

    might

    She might be a friend of Richard’s.

    could

    She could be a friend of Richard’s.

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

     

    kuvvetli zorunluluk

    must

    You must arrive at 6 to pick up the tickets.

    have to

    I have to go up to the hospital twice a week.

    need to

    We need to win this game to get into the final.

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

    zayıf zorunluluk

    should

    Children should look after their parents in old age.

    ought to

    Children ought to look after their parents in old age.

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

     

    zorunluluk yok

    needn’t

    I needn’t do it now. I’ll do it later.

    don’t need to

    I don’t need to do it now. I’ll do it later.

    don’t have to

    I don’t have to do it now. I’ll do it later.

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

     

     

     

    izin

     

    can

    Can we go out now?

    You can go now if you’ve finished.

    may

    You may go now if you’ve finished.

    May I borrow a chair?

    could

    Could we borrow the car?

    might

    Might we have a little more time to finish the exam? (çok resmî)

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

     

    izin yok

    can’t

    You can’t go in without a ticket.

    may not

    You may not enter while the exam is in progress. (resmî)

    must not

    You must not leave your bike in front of the fire exit.

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

    teklif

    will

    I’ll get it. You stay there.

    shall

    Shall I go and make dinner?

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

     

    istek

    will

    Will you close that door?

    would

    Would you close that door?

    could

    Could you help me with this?

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

    söz

    will

    I’ll come back before 6.

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

    karar

    will

    I think I’ll eat later. I’m not hungry now.

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

    tavsiye ve öneri

    should

    You should apply for that job..

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

    yetenek

    can

    Can you swim underwater?

    could

    I could play much better ten years ago.

     

    Anlam

    Kip Fiil

    Örnek

     

    genel gerçek

    can

    Too much exercise can be bad for you.

    may

    A list of verbs may be found at the back of the book.

     

    Olasılık belirten fiiller:

    appear

    feel

    know

    reckon

    suppose

    believe

    gather

    look

    seem

    tend

    expect

    guess

    promise

    sound

    think

     

    Appear, feel, look, seem ve sound ile genelde it kullanılır:

    It appears that they won’t be able to sell the house.

     

    Zorunluluk, izin ve gereklilik belirten fiiller:

    allow

    force

    make

    permit

    require

    demand

    involve

    mean

    prohibit

    want

    forbid

    let

    oblige

     

     


    Kesinlik derecesi belirten sıfatlar:

    possible

    probable

    certain

    sure

    likely

    unlikely

    definite

    clear

    obvious

     

     

    Kesinlik derecesi belirten zarflar:

    possibly

    probably

    certainly

    surely

    definitely

    clearly

    obviously

     

     

    Zorunluluk derecesi belirten sıfatlar:

    necessary

    compulsory

    obligatory

    essential

     

    Zorunluluk derecesi belirten zarflar:

    necessarily

    perhaps

    maybe

     

    Necessarily genelde not ile kullanılır:

    Erm I met Gary in Wales when I was at university there and we ideally wanted to stay in Wales. Not necessarily in South Wales.

     

    Resmî olmayan konuşma dilinde for certain, for sure, for definite çok sık kullanılır. Genelde know ile kullanılırlar.

     

    Certainly ve surely aynı anlama sahip değildir. Bir şeyden emin olunduğunda certainly, kabul etmek istenildiğinde surely kullanılır:

    The car is certainly more comfortable than the bike. (I have no doubt about it.)

    The car is surely more comfortable than the bike. (I’m not certain but this seems likely.)

     

    Be ile kullanılan bazı ifadeler kip fiil anlamı verir:

    be to

    be certain to

    be meant to

    be able to

    be due to

    be obliged to

    be about to

    be forced to

    be set to

    be allowed to

    be going to

    be supposed to

    be bound to

    be likely to/that

    be sure to

     

    Must, fiil öbeğinin önüne gelir. Başka kip fiillerle kullanılamaz. Olumsuz hâli mustn’t idir. Bir şey vurgulanmak istendiğinde veya resmî durumlarda must not şekli kullanılabilir. Durumu dikkatli şekilde ele alırken genelde çıkarımlar ve yargıyı ifade etmek için kullanılır:

    He’s so small. He must be no more than four years old.

     

    Bir şeyi reddetmek veya olumsuz çıkarım, yargıda bulunmak için must’ın olumsuz şekli olarak can’t/cannot kullanılır:

    That cannot be his sister. She looks so different.

     

    Geçmişteki çıkarımlardan bahsederken must have + fiilin üçüncü hâli ve

    can’t have + fiilin üçüncü hâli kullanılır. Her zaman zorunluluklara değil çıkarımlara değinirler:

    A: I spent a month in hospital before I was able to walk.

    B: That can’t have been easy for you.

     

    Konuşma dilinde sıklıkla duyulana karşılık verirken that must be, that must have been gibi öbekler kullanılır:

    A: She lives in Thailand now.

    B: That must be amazing!

     

    Kuvvetli zorunluluk ve gereklilikleri belirtirken kullanılır:

    I must talk to you about the new project.

     

    Geçmişteki zorunluluk ve gerekliliklerden bahsederken had to kullanılır:

    Last year, teachers had to make a report on each child every week.

     

    Resmî durumlarda konuşmayı ve insanların düşüncelerini aktarırken future in the past bağlamında kullanılır:

    The pain was back in full force, but she knew she must not give in to it. She must go on day by day.


    Gelecekteki zorunluluktan –bilhassa gelecekte belli bir noktadaki zorunluluklardan- bahsederken must’tan daha çok will have to kullanılır:

    He’ll have to wait five weeks for his eye operation. Then he’ll have to have both eyes operated on.

     

    Geleceğe daha genel atıflarda –özellikle konuşmacı açısından zorunluluk olan şeyler- genelde must kullanılır:

    I must try harder next time.

     

    Zorunlu olmadığından bahsederken need not, don’t/doesn’t/didn’t have to veya

    don’t/doesn’t need to kullanılır:

    You needn’t worry about it. I’ll take care of it.

    You don’t have to worry about it. I’ll take care of it.

    You don’t need to worry about it. I’ll take care of it.

     

    Yapılmasına izin olmayan şeylerden bahsederken must not kullanılır:

    You must not park outside the entrance.

     

    Must ve must not genelde kanunları, kuralları ve yasakları belirten işaretler ve duyurularda kullanılır. Kibarca davetler veya teşviklerde de must kullanılır:

    You must come and see us soon.

     

    Eleştirilerde soru şekli kullanılır:

    Must you keep playing that terrible music?

     

    Konuşmacı açısından zorunluluk olan şeylerden bahsederken genelde must, dışarıdan doğan zorunluluklardan bahsederken have (got) to kullanılır:

    I must buy some new clothes. Mine look so old.

    I’ve got to buy some new clothes. I’m starting a new job as a teacher and we have to wear formal clothes.


    Must not ve don’t have to/haven’t got’ın anlamları farklıdır:

    You must not give my credit card details to anyone.

    You mustn’t tell this to anyone. It’s a secret.

    (mustn’t yasaklardan bahsederken kullanılır)

    You don’t have to tell anyone. I will email everyone.

    We haven’t got to wear a uniform to work.

    (don’t have to/haven’t got to gerekli olmayan şeylerden bahsederken kullanılır, yasak değildir)

     

    Don’t have to bazen yapılmaması söylenen şeylerden bahsederken veya birini eleştirirken kullanılır. Must not’a göre daha dolaylı bir ifadedir:

    You don’t have to drink all of the juice!

     

    Çıkarım veya yargıda bulunurken have got to da kullanılabilir. Must daha yaygındır:

    That picture has got to be a fake!

     

    Need yarı kip fiildir. Olumlu hâli pek sık kullanılmaz, resmî durumlarda tercih edilir. Çok sıklıkla olumsuz sözcük veya öbeklerle kullanılır:

    No one need think that we are doing this every week.

     

    Fiil öbeğinin önüne gelir. Başka kip fiillerle kullanılamaz. Olumsuz yaparken need’in ardından not gelir. Needn’t şeklinde kısaltılabilir. Yarı kip fiil olan need’in olumsuz hâlinde don’t/doesn’t/didn’t need kullanılmaz. Soru şekli pek yaygın değildir. Need başa gelir. Çok resmîdir. Zorunlu olmadığından bahsederken olumsuz hâli çok sık kullanılır:

    Cans of soup needn’t be kept in the fridge.

     

    Yarı kip fiilin need’in geçmiş zaman kullanımı yoktur. Bunun yerine geçmişte yapılması zorunlu olmayan şeylerden bahsederken didn’t need to veya didn’t have to kullanılır:

    I didn’t need to buy any books. They were all in the library.

     

    Yaşanmış ama konuşmacının gereksiz olarak gördüğü olaylardan bahsederken

    needn’t have + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    You needn’t have waited for me. (You waited for me but it wasn’t necessary.)

     

    Yarı kip fiile alternatif olarak need ana fiili kullanılabilir. Need ana fiilinin ardından to gelir ve kişiye, sayıya ve zamana göre değişir. Devamınd ad öbeği veya fiil + ing gelecekse need ana fiili kullanılır:

    You don’t need an umbrella.

     

    Ought to yarı kip fiildir. Fiil öbeğinin önüne gelir. Başka kip fiille kullanılamaz. Olumsuz yapılırken ought’un ardından not gelir ama olumsuz hâli –ought not to- pek kullanılmaz. Genelde bunun yerine shouldn’t/should not tercih edilir. Soru hâli de pek yaygın değildir, çok resmîdir. Genelde bu bağlamda soru yaparken should kullanılır. Arzulanan veya ideal olan şeylerden bahsederken kullanılır:

    They ought to have more parks in the city centre.

     

    Geçmişte arzulanmış, ideal bulunmuş ama gerçekleşmemiş şeylerden bahsederken

    ought to have + fiilin üçüncü hâli kullanılır. Pişmanlığı gösterir:

    I often think that I ought to have studied medicine not pharmacy.

     

    Muhtemelen şeylerden bahsederken kullanılabilir:

    The concert ought to only take about two hours so we’ll be home by 12 pm.

     

    Ought to ve should anlamca birbirine yakındır. Should daha sık kullanılır, ought to daha resmîdir. Konuşma dilinde normalde pekiştirme sorusu olarak should kullanılır:

    There ought to be a speed limit here, shouldn’t there?

     

    Shall fiil öbeğinin önüne gelir. Çoğunlukla I ve we ile kullanılır. Başka kip fiillerle kullanılamaz. Ardından have to, need to ve be able to gelebilir. Olumsuz hâli shan’t idir. Resmî bağlamda veya bir şey vurgulanmak istendiğinde shall not kullanılabilir. Olumsuz hâli pek kullanılmaz. Öneri veya teklif sunarken ve tavsiye isterken shall I/we kullanılır:

    Shall I call again on Thursday?

     

    Öngörüde bulunurken ve niyet veya karardan bahsederken çok resmî bağlamda I ve we ile will yerine shall kullanılır:

    We shall remember this day forever.


    Çok resmî durumlarda emir verirken kullanılır:

    This door shall be kept closed at all times.

     

    Should fiil öbeğinin önüne gelir. Başka kip fiillerle kullanılamaz. Olumsuz hâli shouldn’t idir. Resmî durumlarda veya bir şey vurgulanmak istendiğinde should not kullanılır. Bir durumda yapılacak ideal veya en iyi şeyden bahsederken genellikle should kullanılır:

    There should be more public hospitals.

     

    Geçmişteki ideal ama gerçekleşmemiş şeylerden bahsederken should have + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    I should have studied harder when I was young. I wish I had gone to college.

     

    Genelde tavsiye verirken ve öneride bulunurken should kullanılır:

    You should tell him what you think.

     

    Olması muhtemel şeylerden bahsederken kullanılır:

    There should be a very big crowd at the party. Mary has so many friends.

     

    Ifli farazi şart cümlelerinde olasılığı ifade ederken bazen should kullanılır. Resmîdir:

    If you should decide not to go on the trip, you will get a full refund.

     

    Bu durumlarda if you should’a alternatif olarak should da kullanılabilir:

    Should you decide not to go on the trip, you will get a full refund.

     

    Konuşma dilinde birisi hediye verirken genelde cevap olarak you shouldn’t have denir:

    A: I got you something from Texas. A cowboy hat.

    B: Oh Ken, you shouldn’t have!

     

    Yaşanmış bir şeyden duyulan pişmanlığı veya şaşkınlığı ifade etmek için bazen should kullanılır:

    I’m sorry that he should be so upset by what I said.

     

    Şart cümlesinde I ve we ile would’a alternatif olarak daha resmî bağlamda should kullanılır:

    I/We should love to meet her again if I/we had a chance.

    Daha dolaylı şekilde konuşmak istendiğinde would’a alternatif olarak kullanılır, daha resmîdir:

    I should think that a lot of people will be interested.

     

    Should, olumsuz ve soru cümlelerinde ought to’ya göre daha çok tercih edilir.

     

    Will fiil öbeğinin önüne gelir. Başka kip fiillerle kullanılamaz. Ardından have to veya be able to gelebilir. Olumsuz hâli won’t idir. Resmî durumlarda veya bir şey vurgulanmak istendiğinde will not şeklinde kullanılır. Genelde will ve shall’in kısaltılmış hâli ‘ll kullanılır. Genellikle konuşma dilinde, özellikle özne zamirlerinden sonra kullanılırlar. Bazı durumlarda normalde ‘ll tek seçenektir. Böyle durumlarda will ya da shall’in kısaltılmış hâli olarak görülmemesi daha doğrudur. Şahsi kararlardan bahsederken bu şekilde sık kullanılır:

    There’s the cinema. We’ll get out here and you can park the car over there.

     

    Shall veya will’in çok resmî ve doğrudan konuşma gibi görüneceği yerde, kararlar ve ayarlanmış şeylerden bahsederken de ‘ll kullanılır:

    OK. My diary says I’m free on Wednesday. So we’ll meet next Wednesday.

     

    Yazı dilinde ad öbeği + ‘ll normalde kabul edilmez. Kısa cevaplarda veya pekiştirme sorusunda kullanılmaz.

     

    Gelecekte kesin olarak görülen şeylerden bahsederken will kullanılabilir:

    The rooms will be redecorated but all the facilities will be the same.

     

    Gelecekle ilgili öngörüde bulunurken kullanılır:

    I think they’ll be off in January again.

     

    Bazı öngörüler her zaman gerçekleşeceği bilinen şeyler, gerçeklerle alakalıdır:

    It’s all wool. It’ll shrink if you wash it in hot water.

     

    Bazı öngörüler şu an ile ilgilidir:

    That’ll be Katie shouting.

     

    Gelecekte olması muhtemel durumlardan bahsederken şart cümlesinin ana cümleciğinde sık kullanılır:

    If she gets the job, she will have to move to Germany.

     

    Anlık niyetler ve kararlardan bahsederken kullanılır. Genelde I think’in ardından will değil ‘ll gelir:

    When I go and see Marie, I think I’ll take her some flowers.

     

    Kararlar, niyetler ve planlardan bahsederken will ve be going to kullanılır. Karar anlıksa will, çoktan planı yapılmışsa be going to kullanılır:

    A: It’s too expensive to fly on the Friday. Look it’s nearly £200. It’s only £25 to fly on Thursday.

    B: We’ll fly on Thursday then.

    We’re going to drive to Birmingham on Friday, and Saturday morning we’re going to drive to Edinburgh.

     

    Birinin bir şey yapma isteğini ifade ederken veya teklifte bulunurken sık sık will kullanılır. Genelde bu bağlamda I ile birlikte kullanılır:

    I’ll show you where to go.

     

    Söz verirken will kullanılır:

    I’ll be there for you. Don’t worry.

     

    İstekte bulunurken veya davet ederken genelde will kullanılır:

    Will you pass me the salt?

     

    Emir verirken bazen will kullanılır:

    Will you be quiet, please!

     

    Birinin bir şey yapmasında ısrarcı olunurken de kullanılır:

    But you will have to do it. You’ll have no choice.


    Konuşmacının genel olarak doğru olduğunu düşündüğü bir şeyden bahsederken kullanılır:

    A: Do you think they should try and make it easier for people to complain?

    B: No, cos some people will always complain.

     

    Sık sık gerçekleşen olaylardan bahsederken kullanılır:

    Celia will start to get upset if she has to eat cabbage or meat like chicken breast.

     

    Konuşmacının hoşuna gitmeyen veya tasvip etmediği tekrarlanan davranıştan bahsederken kullanılır:

    He will leave his clothes all over the floor. It drives me mad.

     

    Cansız nesnelerden ve insanlara nasıl karşılık verdiklerinden bahsederken will kullanılabilir, genelde olumsuz hâli won’t ile kullanılır:

    The car won’t start.

     

    Kurallardan ve kanunlardan bahsederken shall kullanılır. Bu durumda genelde üçüncü tekil şahısla kullanılır:

    According to the basic principle of human rights, people shall not be discriminated against because of their nationality, race, age, sex, religion, occupation and social status.

     

    Niyetlerden ve kararlardan bahsederken shall ve will kullanılır, shall daha resmîdir. Konuşma dilinde ‘ll daha yaygın kullanılır.

     

    Would fiil öbeğininin önüne gelir. Başka kip fiillerle kullanılamaz. Olumsuz hâli wouldn’t idir. Resmî durumlarda ve bir şey vurgulanmak istendiğinde would not kullanılır. İstekte bulunuren kullanılır. Will’e göre daha dolaylı ve kibardır:

    Would you make dinner?

     

    Hayal edilen durumlardan bahsederken şart cümlesinde ana cümlecikte yer alır:

    If we went to Chile, we’d have to go to Argentina as well. I’d love to see both.                        


    Geçmişteki tipik süregelen eylemler ve olaylardan bahsederken kullanılır. Genelde resmî kullanımdır ve hikâyelerde tercih edilir:

    Then he would wash; then he would eat his toast; then he would read his paper by the bright burning fire of electric coals.

     

    Durumlardan bahsederken bu şekilde would kullanılmaz, yerine used to kullanılır:

    I used to live in Melbourne when I was a kid.

     

    Konuşmacı geçmişteki bir noktadan ileriye bakarken (future in the past) kullanılır:

    When I broke my leg, I thought I would never dance again.

     

    Aktarılan cümleciklerde will’in geçmiş zamandaki hâli olarak kullanılır:

    Tom said that he would pay for the food.

     

    Geçmişteki durumlarla ilgili isteklerden söz ederken kullanılır. Bu bağlamda genelde olumsuz hâli wouldn’t kullanılır:

    The CD wasn’t working so I brought it back to the shop but they wouldn’t give me my money back because they said the box had already been opened.

     

    Bir şeyi dolaylı şekilde söylerken genelde advise, imagine, recommend, say, suggest, think gibi fiillerle kullanılır:

    I’d advise you to keep working on your grammar.

     

    İsteklerde daha resmî ve kibar şekilde will’e alternatif olarak would kullanılır. Genelde

    would you mind + fiil + ing şeklinde kullanılır:

    Would you mind giving me a wake-up call at 7 am, please?

     

    İstekten bahsederken will ve would kullanılabilir. Şu an ve gelecekle alakalıysa will, geçmişle alakalıysa genelde olumsuz hâliyle would kullanılır:

    The taxi driver wouldn’t take more than four in the car.

     

    Will’in kullanılamayacağı would ile kullanılan birkaç öbek vardır:

    Would like, would you mind, would rather

     

    Çok yakında olacak şeylerden bahsederken be about to kullanılır. Sık sık be just about to şeklinde kullanılır:

    I’m about to eat. Can I phone you back?

     

    Geçmişten bahsederken, olacakken olmamış şeylere değinebilir:

    I was about to complain but he came over and apologised.

     

    Be about to, zaman ifadeleriyle kullanılmaz.

     

    Be able to “can” gibidir. Yetenekten bahsederken kullanılır. genelde can kullanılması mümkün olmayan yerlerde tercih edilir:

    She won’t be able to concentrate.

     

    Can’e göre daha resmîdir:

    I am very sorry but I am not able to give you that information.

     

    Genelde olumlu cümlelerde geçmişteki başarıdan bahsederken could değil, was/were able to kullanılır:

    Only one person was able to beat the record.

     

    Olumsuz cümlelerde couldn’t veya daha resmî şekilde wasn’t/weren’t able to kullanılır:

    We weren’t able to finish the marathon in under four hours.

     

    Belli bir zamanda gerçekleşmesi beklenen, planlanan şeylerden bahsederken be due to kullanılır. Sıklıkla zaman ifadesiyle kullanılır:

    Are you due to hand in homework today?

     

    Olası şeylerden bahsederken be likely to kullanılır:

    Are parents who have a lot of money likely to spoil their children?

     

    More ve less gibi sözcüklerle karşılaştırma yaparken sık kullanılır:

    I think men are more likely to spend a lot of money on food than women are.


    It’s likely’nin ardından that + cümlecik gelebilir:

    It’s likely that sales will rise.

     

    Olumsuz hâli not veya unlikely ile yapılabilir. Unlikely daha resmîdir:

    The company is not likely to make a profit in the second half of the year.

    People are unlikely to listen to him now because they know he lied.

     

    Arzulanan, beklenen, niyetlenen şeyden bahsederken be meant to kullanılır:

    It was meant to be like a quiz and we were all in different teams and there was meant to be a fantastic prize.

     

    Zorunluluk ve ayarlanmış şeylerden bahsederken be supposed to kullanılır:

    Where were you? You were supposed to be at the party!

     

    Kişinin bir şeyle ilgili beklentilerinden veya inançlarından bahsederken de kullanılır:

    And then I’m gonna get a train over to Brussels which takes all day as well. It’s supposed to be a nice route with forests and mountains and things.

     

    ŞART CÜMLESİ VE DİLEKLER

     

    Farazi şart cümlelerinin bazılarının gerçekleşmesi muhtemel iken bazılarınınki imkânsızdır. Birinci tip farazi şart cümlesi, hayal edilen durumun yüksek ihtimalle gerçekleşeceğine inanıldığında geleceğe dair farazi durumun sonucundan bahsederken kullanılır.

    If + geniş zaman, gelecekle ilgili anlama sahip kip fiiller (shall/should/will/would/can/could/may/might) şeklinde cümle kurulur:

    If Sheila rings, I might ask her to come over for dinner.

     

    İkinci tip farazi şart cümlesi, hayal edilen gelecekteki veya mevcut durumun olası sonucundan bahsederken kullanılır. Gelecekteki veya mevcut durumun farklı olması için şartların ne olması gerektiğinden bahsederken kullanılır.
    If + geçmiş zaman, future in the past ilgili anlama sahip kip fiiller (should/would/might/could) şeklinde cümle kurulur:

    If you asked her nicely, she would say yes, I’m sure.

     

    Gerçek dışı durumdan bahsederken şart cümlesinde geçmiş kipi kullanılır:

    If you decided to take the exam, you would have to register by 31 March.

     

    Üçüncü tip farazi şart cümlesi, bir şeyin olduğu veya olmadığı farklı geçmiş ve sonuç hayal edilirken kullanılır. If + past perfect, future in the past anlamına sahip kip fiiller

    (should/would/might/could) + have + fiilin üçüncü hâli şeklinde cümle kurulur:

    If they had left earlier, they would have arrived on time.

     

    Bazen resmî olmayan konuşma dilinde if’in yanında would have kullanılır, çoğu konuşmacı bunu doğru bulmaz.

     

    Gerçek şart cümlesi, gerçek olan, gerçekleşmiş olan veya çok yüksek ihtimalle gerçekleşecek olan şeylerden bahsederken kullanılır. Mevcut durumlarda her iki cümlecikte de geniş zaman veya şimdiki zaman; geçmiş durumlarda her iki cümlecikte de geçmiş zaman veya şimdiki geçmiş zaman kullanılır:

    If the weather is fine, we eat outside on the terrace. (Ne zaman olsa böyle yaparız)

    If the kids are enjoying themselves, we just let them go on playing till they’re ready for bed.

    (Ne zaman olsa böyle yaparız)

    If the economy is growing by 6%, then it is growing too fast.

    (Ekonominin yüzde 6 büyümesi doğruysa o zaman çok hızlı büyüdüğü doğrudur)

    If my father had a day off, we always went to see my granddad.

    (Geçmişte ne zaman böyle olduysa böyle yaptık)

    Kevin always came in to say hello if he was going past our house.

    (Ne zaman evimizin yanından geçtiyse böyle yaptık)

     

    Ana cümlecikte kip fiiller de kullanılabilir:

    If we go out, we can usually visit our family.

    If we wanted someone to fix something, we would ask our neighbour. He was always ready to help.

     

    Tesadüfen, şans eseri gerçekleşebilecek olaylardan bahsederken if + should kullanılabilir:

    If you should bump into Carol, can you tell her I’m looking for her? (If by chance you…)

     

    Will ve would şart cümlelerinde bir şeyi yapmak istemek anlamında veya sonraki sonuçlarına değinirken kullanılabilir:

    If you would all stop shouting, I will try and explain the situation!

     

    Özellikle sonuç bahsedilen şekilde olacak mı emin değilken bazen will veya would vurgulanır:

    If it really would save the planet, I’d stop using my car tomorrow.

     

    Genelde geçmişte gerçekleşmiş veya gerçekleşmemiş şeylerin, şu an devam eden veya hâlâ önemli olan sonuçları varsa karışık şart cümlesi kullanılır. If + past perfect, would kullanarak vurgulanabilir:

    If I hadn’t met Charles, I wouldn’t be here now. (I met Charles so I’m here now.)

     

    Konuşma dilinde özellikle kibarca bir şey yapılması istenirken ana cümlecik olmadan if kullanılır. Genelde If’in ardından will, would, can veya could gelir:

    If you would just sign here, please.

     

    Şart cümlesinde unless kullanılabilir. Anlamı “if … not” veya “except if” benzerdir.

    Unless + geniş zaman, shall/should/will/would/can/could/may/might şeklinde cümle kurulur:

    Unless I phone you, you can assume the train’s on time.

     

    Gerçekleşmesi mümkün olmayan şart cümlesinde unless kullanılmaz:

    If the government had not raised food prices, there would not have been so many protests.

     

    Resmî durumlarda if yerine should + özne + fiil kullanılabilir:

    Should you wish to cancel your order, please contact our customer service department on 02317 6658932.

     

    Resmî durumlarda üçüncü tip şart cümlelerinde if yerine had + özne + fiil kullanılabilir:

    Had I known you were waiting outside, I would have invited you to come in.


    Resmî durumlarda gerçekleşebilecek ama kişi tarafından mümkün görülmeyen şeylerden bahsederken if + were to kullanılabilir:

    If the Prime Minister were to resign, there would have to be a general election within 30 days.

     

    Daha resmî durumlarda were + özne + to + fiil kullanılır:

    Were the economy to slow down too quickly, there would be major problems.

     

    Bir durumda bazen spesifik şartlar veya sınırlar koymak için şart cümleleri as long as,

    so long as, only if, on condition that, providing (that), provided (that) ifadeleri içerebilir.

    As long as konuşma dilinde daha yaygındır. So long as ve on condition that yazı dilinde daha yaygındır ve resmîdir:

    You can play in the living room as long as you don’t make a mess.

    So long as a tiger stands still, it is invisible in the jungle.

    The bank lent the company 100,000 pounds on condition that they repaid the money within six months.

     

    Providing (that) konuşma dilinde; provided (that) yazı dilinde daha yaygın ve resmîdir:

    You can get a senior citizen’s reduction providing you’ve got a railcard.

    They may do whatever they like provided that it is within the law.

     

    Genelde or ve otherwise şart anlamlarıyla kullanılır:

    You’ve got to start studying, or you’ll fail all those exams.

    (If you don’t start studying, you will fail the exams.)

    We’d better send it express, otherwise it’ll take days.

    (If we do not send it express, it will take days.)

     

    Supposing şart anlamıyla kullanılabilir. Birinci, ikinci veya üçüncü tip şart cümlesinde yer alabilir. Konuşmacı, dinleyiciyi bir durumu hayal etmeye sevk eder:

    Supposing I don’t arrive till after midnight, will the guest-house still be open?

    (Imagine if I don’t arrive till after midnight, will the guest-house still be open?)


    İşlerin farklı olabileceği güçlü dileklerden bahsederken if only kullanılır. I wish ile aynı anlamdadır ama anlamı daha çok kuvvetlendirir. Geçmişteki, şu andaki ve gelecekteki gerçek dışı durumlardan bahsederken kullanılır. Şu andaki dilekten bahsederken if only + fiilin geçmiş kipi kullanılır:

    If only he knew the truth. (He doesn’t know the truth, but he wishes he did)

     

    Daha resmî durumlarda bazen was’ın yerine were kullanılır:

    If only she weren’t so tired. (If only she wasn’t so tired.)

     

    Gelecekteki dilekten veya şeyler arasındaki zıtlıktan ve nasıl olmasının istendiğinden bahsederken if only + would + fiilin mastar hâli (to olmadan) kullanılır:

    If only someone would buy the house.

     

    Çoktan gerçekleşmiş bir şeyi değiştirme arzusundan bahsederken if only + past perfect kullanılır:

    If only Anna had been able to come. (Anna wasn’t able to come.)

     

    In case bağlaç veya zarftır. In case of edattır. Gelecekteki olası durumlara hazırlıklı olunması için yapılması gereken şeylerden bahsederken in case kullanılır. In case, if anlamında kullanılmaz:

    In case I forget later, here are the keys to the garage. (Bağlaç)

    She knows she’s passed the oral exam, but she doesn’t want to say anything just in case. (Zarf)

     

    İleride bir şey olursa anlamında in case of + ad kullanılır:

    In case of breakdown, please press the alarm button and call this number.

    (If and when the lift breaks down, please press the alarm button and call this number.)


    Yaşanabilecek şeyler hakkında öneride bulunurken suppose/supposing/what if + geniş zaman kullanılır:

    A: What time shall we meet?

    B: Suppose we meet in the offices downstairs at four o’clock?

    Supposing I don’t bring my car and you and I travel together. That would save us half the cost of petrol and parking.

    A: The electricity has gone. There must be a power cut.

    B: What if we find the candles and put them around the room?

     

    Gelecekteki olasılıktan bahsederken pek emin olunmadığında

    suppose/supposing/what if + geçmiş zaman kullanılır:

    Suppose we asked Mary to baby-sit? Do you think she’d do it?

    Supposing someone else wrote the essay. How would we know?

    A: What if I gave up working full-time. I’d love that.

    B: You’re joking surely!!

     

    Gerçekleşmemiş (farazi bir şey) bir şeyden bahsederken past perfect ile kullanılırlar:

    Suppose we hadn’t brought our umbrellas. (We did bring our umbrellas.)

    Supposing they had closed the road. Would that have been a good idea?

    (They didn’t close the road.)

    What if I had accidentally told Maria about the party! That would have ruined the surprise.

    (I didn’t tell Maria about the party.)

     

    Zorunluluklardan ve ayarlanmış şeylerden bahsederken –önerilerden değil- be supposed to kullanılır:

    You are supposed to put money in the parking meter!

     

    Want anlamında ama daha resmî şekilde wish + to + fiil kullanılır. Ardından to + fiil geldiğinde normalde ing formlarıyla kullanılmaz:

    I wish to speak to Mr Hennessy, please.

     

    Want’ın resmî hâliyken ardından that cümleciği gelmez:

    I wish to visit you in the summer, if possible.

     

    Fiilin mastar hâlinden önce nesne alabilir:

    I did not wish my family to know about Sara, so I told them nothing.

     

    Wish + to + fiil + nesne/dolaylı tümleç şeklinde de kullanılabilir. Böyle durumlarda alternatif olarak want veya would like (daha kibar) kullanılabilir:

    We wish to have a table near the window, please.

    (We would like a table near the window, please.)

     

    İnsanlara iyi temennide bulunmak ve güzel şeylerin başlarına gelmesini ummaktan bahsederken wish + dolaylı tümleç + nesne kullanılır:

    I’ve got my driving test tomorrow. Wish me luck!

     

    Bir şeyler farklı olmadığından ötürü pişmanlık duyarken veya üzgün olurken

    wish + that cümleciği kullanılır. Geçmiş veya şu an farklı şekilde hayal edilir.

    That cümleciğindeki fiil hâlleri, if’in ardından gelen fiil hâllerine benzerdir. Şu an ve gelecek anlamlarıyla geçmiş zaman kullanılır:

    I just wish that everything could be as it used to be.

     

    Resmî olmayan durumlarda that cümleden çıkarılır:

    I wish you hadn’t told me how the film ends. You’ve spoilt it for me.

     

    Geçmişle ilgili bir şey arzulanırken, wish + past perfect kullanılır:

    I wish I had known Charlie was coming. I would have invited Jane.

     

    Olan veya olmayan ya da gerçekleşecek veya gerçekleşmeyecek bir şeye sinir olunduğunda

    wish + would kullanılabilir:

    I wish you’d stop making so much noise!

     

    Resmî olmayan böyle durumlarda wish ing hâliyle kullanılabilir:

    He’s embarrassing everyone. I’m just wishing he would go away!

     

    Gelecekte veya geçmişte bir şeyin gerçekleşmesi istendiğinde wish değil hope kullanılır:

    I hope the weather’s fine tomorrow.

     

    FİİL KULLANIMI

     

    Ana fiiller eylem, olay ve durumla alakalı anlamlara sahiptir. Bağlayıcı fiillerden sonra nesne gelmez, özneyle alakalı ekstra bilgi veren öbekler gelir:

    appear, be, become, feel, get, look, remain, seem, smell, sound, taste

     

    İngilizcede üç yardımcı fiil vardır, ana fiilden önce gelirler:

    be, do, have

     

    Ana fiil anlaşıldığında tek başına kullanılabilirler:

    A: It hasn’t snowed at all this year, has it?

    B: No, it hasn’t.

     

    Be, do, have ana fiil olarak da kullanılabilir:

    She’s a professional photographer.

    I need to do some work this evening.

    The children have lunch at twelve o’clock.

     

    Fiil öbeklerinde fiiller belli bir sırayla gelirler:

     

    1

    2

    3

    4

    5

    özne

    kip fiil

    perfect

    have

    continuous

    be

    edilgen

    be

    ana fiil

    Prices

     

     

     

     

    rose.

    She

    will

     

     

     

    understand.

    The builders

     

    had

     

     

    arrived.

    The show

     

     

    is

     

    starting.

    Four people

     

     

     

    were

    arrested.

    Seats

    cannot

     

     

    be

    reserved.

    The printer

    should

     

    be

     

    working.

    He

    must

    have

     

     

    forgotten.

    Temperatures

     

    have

    been

     

    rising.

    William

     

    has

     

    been

    promoted.

    You

    could

    have

     

    been

    killed!

    Bir şeyin nasıl veya ne gibi göründüğünden bahsederken appear kullanılır. Devamında genelde sıfat veya to + fiil gelir:

    There appears to be a problem with the car.

     

    Daha resmî durumlarda sıfat + isim ile kullanılabilir:

    She appears quite a nervous driver.

     

    It appears + as if/as though/that şeklinde de kullanılabilir:

    It appears as though they were wrong.

     

    Belirmek anlamında da kullanılabilir:

    Suddenly the figure of a man appeared in the distance.

     

    Çoğunlukla gerçeklerden ve olaylardan bahsederken appear; gerçeklerden ama aynı zamanda kişisel hislerden ve fikirlerden bahsederken de seem kullanılır. Seem genelde isim ile kullanılır:

    His car appears/seems to have broken down.

    It seems crazy that we should have to pay twice! (Doğru)

    It appears crazy that we should have to pay twice! (Yanlış)

     

    Birine soru sormak veya cevap aramak anlamında ask kullanılır:

    He asked me what age I was.

     

    Bir şeyi talep etmekten bahsederken ask + to + fiil kullanılabilir:

    She asked to see Professor Fenton.

     

    Birinin bir şey vermesi istenirken ask for kullanılabilir:

    They asked their boss for more money, but he refused.

     

    Demand, reddedilmeyi beklemeyecek şekilde bir şey isterken kullanılır:

    We are writing to ask for your help in finding suitable accommodation in New Haven.
    (Burada demand kullanılmaz)

     

    Be, düzensiz fiildir. Ana ve yardımcı fiil olarak kullanılır. Ana fiil olarak kullanıldığında birçok anlamı vardır. Kalıcı veya geçici özellikler veya durumlardan bahsederken kullanılır:

    He’s very rich.

     

    Tekil isimlerle there is, çoğul isimlerle there are kullanılır:

    There are lots of wonderful places to see on the south coast.

     

    Uyruktan ve gruplar veya kulüplerdeki kimlikten bahsederken kullanılır:

    I am an Arsenal fan.

     

    Meslekten bahsederken kullanılabilir:

    My grandmother was a nurse.

     

    Yaştan bahsederken kullanılır:

    I was seventeen when I met Bob.

     

    İnsanların arasındaki ilişkiden bahsederken kullanılır:

    They are my best friends.

     

    Yer veya nesnelerin konumundan bahsederken kullanılabilir:

    Her house is on the edge of the lake.

     

    Zaman ve tarihten bahsederken kullanılır:

    We are always late!

     

    Davranış ve kişilikten bahsederken kullanılabilir:

    He was always gentle.

     

    Konuşma anında davranış şeklinden bahsederken being kullanılır:

    You’re being too generous.

     

    Hislerden ve durumdan bahsederken kullanılır:

    I was very happy.

     

    Be to, be able to, be allowed to, be supposed to gibi kalıplarla kullanılabilir:

    We were supposed to get there an hour ago.

     

    Yardımcı fiil olarak kullanılabilir. Continuous form ve edilgen fiille kullanılır:

    What was she doing in France?

    The job was advertised last week.

     

    Dinleyiciden konuşmacıya veya konuşmacıdan dinleyiciye doğru yapılan hareketten bahsedilirken genelde come kullanılır:

    Can you come to my office? I need to show you something.

     

    Bir yerden konuşmacı veya dinleyicinin olduğu yere yapılan hareketten bahsedilirken de kullanılır:

    Rosie is going to come to you on Friday if that’s okay.

     

    Konuşmacı veya dinleyiciye eşlik etmek anlamında da kullanılır:

    Are you coming with us to the beach this afternoon?

     

    “Arrive” anlamında da kullanılabilir:

    Has the post come yet?

     

    Birisi bir yere geldiği için gerçekleşen bir olaydan bahsederken come and kullanılır:

    Would you like to come and have dinner with us one day next week?

     

    Birinin bir yere gelmesindeki amaç veya niyetinden bahsederken come to kullanılır:

    He came to apologise, but she wouldn’t speak to him.

     

    Konuşma dilinde “why” anlamında how come? kullanılır:

    A: How about lunch at 1 pm?

    B: Not today, I’m afraid.

    A: How come?


    Do, düzensiz fiildir. Ana fiil ve yardımcı fiil olarak kullanılır. Genelde eylemlerden bahsederken kullanılır -Eylem tam olarak belirtilmediğinde-:

    What have you been doing today, anything interesting?

     

    Başarmak veya tamamlamaktan bahsederken kullanılır:

    I’ve done the washing up.

     

    Homework, job, task, work gibi isimlerle kullanılır:

    She has a lot of homework to do tonight.

     

    Birinin mesleği öğrenilmek istendiğinde soru cümlesinde kullanılabilir:

    A: What does Jackie’s brother do?

    B: He’s an electrician.

     

    Okumaktan, ders görmekten bahsederken kullanılır:

    All children have to do English in primary school.

     

    Etkinliklere katılmaktan bahsederken kullanılır:

    I did a lot of hiking and mountain-climbing when I was younger.

     

    Konuşma dilinde copy, design, drawing, painting gibi isimlerle sık sık kullanılır:

    Who did the design for the website?

     

    Bir şeyleri temizlemek veya düzeltmekten bahsederken kullanılır:

    The cleaner was doing my room when I came back.

    I’ll just do my hair and then I’ll be ready.

     

    Yeterli veya makul olan şeylerden bahsederken will veya won’t ile kullanılır:

    A: What size bag do you need?

    B: A small one will do.

     

    Ana fiili vurgulamak için do, does, did kullanılır:

    I do like your new jacket!

     

    Emir cümlesinde vurgulamak için kullanılabilir:

    Do come and have dinner with us some time.

     

    Cümlede kelime tekrarlamak yerine sık sık do kullanılır:

    A: We went to the concert in the park this year.

    B: Yes, we did too.

     

    Do, to + fiil yerine kullanılacaksa to tutulup do çıkarılır veya do so, do it, do that kullanılır. Do so daha resmîdir:

    It’s not often I write letters to newspapers, but that day I desperately felt the need to.

    (…the need to do so/it/that.)

     

    Genelde sözü edilen şeyde özne ve fiilin aynı olduğu eylemlerden bahsederken do so kullanılır:

    I wanted them to leave, and politely asked them to do so, but they wouldn’t go, so I called the police.

     

    Bir dizi eylem veya olaya atıf yaparken sık kullanılır:

    The birds make their nests on the north side of the island in little holes in the rocks. The reason why they do so is because the south side of the island is exposed to extreme winds.

     

    Fiil ve nesne/dolaylı tümleç içeren eylem veya olaydan bahsederken do it kullanılır

    –bilhassa özne sözü edilenden farklıysa-:

    A: He accidentally deleted some emails on his computer.

    B: I do it all the time.

     

    Do that düşünülen eylemlerde kullanılır ve daha vurgulayıcıdır:

    A: Would you ever give a complete stranger your phone number?

    B: No. I would never do that.

     

    Genelde karşılaştırma yapılan durumlarda do that kullanılır:

    A: Would you like to have a few nights in a motel?

    B: No, we’d prefer not to do that. We’d rather have a nice hotel.

     

    Bir şeyin gerçekleşmesini mümkün kılmak anlamında enable kullanılır:

    Text messages enable people to keep in contact easily and cheaply.

     

    Edilgen fiil olarak kullanılabilir:

    As a result of the procedure, oxygen is enabled to pass into the bloodstream.

     

    Ardından nesne ve to + fiil gelir:

    I shall always be grateful. He enabled me to have confidence in my ability to paint.

     

    Düzenli fiil olan enjoy, bir şeyden keyif almak anlamında kullanılır:

    We enjoyed the movie so much.

     

    İçinde bulunulan durumdan keyif almaktan bahsederken de kullanılır. Bu bağlamda enjoy myself/yourself/herself/himself vb. şeklinde kullanılır:

    Did you enjoy yourself last night?

     

    Enjoy’un ardından fiil + ing gelir ama to + fiil gelmez:

    I never enjoyed cycling.

     

    Konuşma dilinde bazen nesne/dolaylı tümleç olmadan kullanılır

    –özellikle Amerikan İngilizcesinde-:

    A: We’re now going out for dinner.

    B: Enjoy!

     

    Bir şeyi açıklığa kavuşturmak, anlaşılır kılmak anlamında bilgi vererek veya tanımlayarak explain kullanılır. Ardından nesne, nesne + to + edat öbeği kullanılır:

    Can you explain the route to me?

     

    Explain’in ardından dolaylı tümleç + nesne gelmez:

    Would you please explain these numbers to me? (Doğru)

    Would you please explain me these numbers? (Yanlış)


    “Describe” manasında kullanılmaz. Describe, birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu söylemek veya yazmak anlamına gelir. Explain ise sebebini veya nasıl işlediğini söylemektir:

    To describe myself, I am very honest and a workaholic.

     

    Get, düzensiz fiildir. Üçüncü hâli got iken, Amerikan İngilizcesinde gotten kullanımı yaygındır. ‘Fetch’, ‘receive’ veya ‘obtain’ anlamında genelde get + nesne veya

    get + dolaylı tümleç + nesne şeklinde kullanılır:

    When are you going to get your new car?

    Can you get me an ice-cream? Thanks.

     

    Bir durum değişikliğini belirtmek veya ‘become’ anlamında genelde get + sıfat şeklinde kullanılır:

    It’s getting dark.

     

    Başa gelen şeyleri belirtirken –sıklıkla talihsiz ve gerçekleşmesi istenmeyen-

    get + fiilin üçüncü hâli kullanılabilir:

    The cottage got really badly damaged in the floods last year.

     

    Bir şeyin olmasına yol açmak veya yapılmasını sağlamaktan bahsederken

    get + nesne + fiilin üçüncü hâli kullanılır:

    I’m getting the computer repaired on Monday.

     

    Bir şeyin olmasına yol açmak anlamında get + ad öbeği + tamamlayıcı nesne kalıbı da kullanılır:

    Sorry to keep you waiting. We’re just getting the bill ready for you now.

     

    Get + nesne + to + fiil ve get + nesne + fiil + ing kalıbı, “olmasını sağlamak, ikna etmek”e benzer anlamdadır:

    They got me to talk to the police, even though I knew it wouldn’t help.

     

    Çoğunlukla konuşmacı veya dinleyiciden uzaklaşma hareketini belirtirken go kullanılır. Normalde nesne almaz:

    Does this tram go to the city centre?

     

    Hareket içeren genel faaliyetlerden bahsederken go + fiil + ing kullanılır:

    Jack and his dad have gone fishing until later this evening.

     

    Faaliyetlerin net başlangıç ve sonu varsa go + to + fiil kullanılır:

    They’ve gone to watch the tennis final.

     

    Şeylerin durum değişikliklerini belirtmek için go + sıfat (tamamlayıcı) kullanılır:

    Don’t let the coffee go cold.

     

    Konuşma dilinde ask, buy, check, collect, do, find, get gibi fiillerin yalın hâllerinden önce genelde go/come and kullanılır:

    Why don’t you go and ask her?

    Can you come and do the washing-up?

     

    Amerikan İngilizcesinde konuşmacılar genelde and’i kullanmazlar:

    Would you like to come have lunch with us?

    I was expecting him to go get the keys.

     

    Happen, “olmak, gerçekleşmek, meydana gelmek” anlamına gelir ve sıklıkla

    “tesadüfen olmak” manasında kullanılır:

    Will someone tell me what’s happened?

     

    Happen + to + fiil kibarca isteklerde veya tesadüfen olan bir şeyi belirtirken kullanılır:

    You don’t happen to have any stamps, do you?

     

    Bir şey beklenmedik şekilde olduğunda veya istenmeyen bir şey olduğunda

    happen + to + nesne kullanılır:

    Something’s happened to my bike. The brakes keep squeaking.

     

    Have, düzensiz fiildir. Ana fiil ve yardımcı fiil olarak kullanılır. Sahip olunan şeylerden bahsederken kullanılır:

    Do you have a car?


    Olaylar, eylemler, tecrübeler ve faaliyetlerden bahsederken kullanılır:

    I’m going to have a bath.

    Let’s have a party to celebrate your birthday!

    We have a break at 10 am.

    Did you have a nice time in London?

     

    Yemek yemekten bahsederken kullanılır:

    We had a wonderful meal in the new restaurant on Elm Street.

     

    Günler veya günün bir bölümünden bahsederken kullanılır:

    Did you have a nice morning?

     

    Hijyen ve terapiden bahsederken kullanılır:

    I had a shower and got ready to go out.

    The doctor recommended that I should have massages every week on my back.

     

    Sohbet ve etkileşimlerde kullanılır:

    I need to have a chat with Joan about your hours.

     

    Uyumaktan bahsederken kullanılır:

    She had a rest in the afternoon.

     

    Kazalar ve arabalarla ilgili sorunlardan bahsederken kullanılır:

    She had an accident when she was young. She fell off a horse.

    We had a breakdown on the motorway once.

     

    Yolculuktan bahsederken kullanılır:

    Have a safe trip.


    Have’in geçtiği başka yaygın ifadeler:

    have a baby

    have a think

    have a try

    have a problem

    have a go

    have a feeling/sense

    have an operation

    have a clue/idea

    have a long wait

    have a laugh (gayriresmî, a good time)

    have a shock

    have a surprise

     

    Gerçekleşen faaliyetlerden bahsederken having kullanılabilir:

    She’s having a bath right now. She’ll call you back.

     

    İleride yapılması planlanmış faaliyetten bahsederken having kullanılır:

    She’s having a baby in June.

     

    Olay veya eylem devam ederken ya da tekrarlanırken having kullanılır:

    She was having nightmares for a year after the accident.

     

    Have got ve have’in anlamı aynıdır, have daha resmîdir:

    I’ve got a terrible pain in my back.

     

    Sahiplik, ilişki, özellik ve hastalıktan bahsederken have (got) kullanılır. Ing almazlar:

    She’s got two cats and a dog.

    She’s got a new boyfriend.

    She has a delightful voice.

    I have never had the measles.

     

    Hope’un ardından geleceğe değinilse bile genelde geniş zaman kullanılır:

    We hope she passes her driving test next week.

     

    Normalde olumsuz hâliyle kullanılmaz:

    I hope it doesn’t rain. (Doğru)

    I don’t hope it rains. (Yanlış)

     

    Hope’un şimdiki geçmiş zaman hâli kibar şekilde açıklamalar yaparken, bilhassa kibarca istekte bulunurken kullanılır:

    I was hoping to have a word with you, Professor O’Malley.

     

    Sayılabilen isim olarak kullanılabilir:

    In 1938, there was still a hope that war could be avoided.

     

    Genel anlamda hope kastedildiğinde tanımlık kullanılmaz:

    You must never give up hope.

     

    Know genelde ad öbeğiyle, that cümleciği veya wh cümleciği ile kullanılır:

    Do you know the music shop just by the market square?

     

    Ing hâli kullanılmaz:

    She’s a really good teacher and knows the names of over two hundred of her students.

     

    Genelde know + to + fiil kullanılmaz, yerine know how + to + fiil kullanılır:

    Does he know how to play classical guitar music?

     

    Resmî İngilizcede know + nesne + to + fiil kullanılır:

    Weather experts have never known it to snow as heavily as it has this spring.

     

    Genel bilgiye değinirken nesne olmadan kullanılır:

    A: They’re opening a new terminal at Amsterdam airport.

    B: Yes, I know.

     

    Kişisel deneyimlerin bilindiği kastedilirken know + nesne kullanılır:

    A: They’re opening a new terminal at Amsterdam airport.

    B: Yes, I know it.

     

    Bazen genel deneyimden bilinen şeyi söylerken know about veya know of –daha resmîdir- kullanılır:

    What do you know about the origins of the American Civil War?

     

    Konuşma dilinde söylem belirleyici olarak sıklıkla you know kullanılır. Konuşulan kişinin aynı bilgiye vâkıf olup olmadığı ve denilenin anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol etmek için kullanılır:

    It’s impossible to find time to go to the gym, you know, every day, isn’t it?

     

    İzinden bahsederken let kullanılır. Ardından nesne ve mastar gelir:

    She let me look at the photos.

     

    Bu anlamıyla edilgen fiil olarak kullanılmaz:

    They didn’t let us take photographs inside the theatre. (Doğru)

    We weren’t let (to) take photographs inside the theatre. (Yanlış)

     

    Çok resmî durumlarda let us emir kipiyle kullanılır. Kısaltılmış hâli let’s idir. Genelde söyleyeni de içeren önerilerde bulunurken kullanılır:

    It’s midday. Let’s stop now and have some lunch, shall we?

     

    Daha resmî, doğrudan öneriler veya tekliflerde bulunurken let me de kullanılır:

    Let me move these books out of your way.

     

    Üçüncü şahıs emir kipleriyle ve şahsi olmayan emir kipleriyle let kullanılır:

    Let them walk home on their own.

     

    İki olumsuz hâli vardır: let’s not ve don’t let’s. Let’s not daha yaygındır:

    Let’s not argue about money. We can share the costs.

     

    Siyasi doküman ve konuşmalar ile dinî ve diğer törenler gibi çok resmî durumlarda let us,

    let us not ve do not let us kullanılabilir:

    Let us remember all those who have died in this terrible conflict.

     

    Let, nesne ile bir şeyi birine kiralamak anlamında kullanılır:

    They’ve let their house for the whole summer.


    Hoşlanılan veya olumlu gözle bakılan şeylerden, insanlardan bahsederken like kullanılır:

    I like Sarah but I don’t like her brother much. (like + ad öbeği)

    I like swimming before breakfast. (like + fiil + ing)

    She likes to go and see her parents at the weekend. (like + to + fiil)

    I don’t like what he did. (like + wh cümleciği)

     

    Birine kibar şekilde bir şey teklif ederken, kibarca bir şey yapması istenirken veya kibarca istenilen söylenirken would like/’d like kullanılır:

    Would you like another coffee?

    Would you like to watch a DVD?

     

    Benzer anlamına gelir. Genelde look, sound, feel, taste, seem gibi duyu fiilleriyle kullanılır:

    I think this tastes like coconut.

     

    A bit, just, very, so ve more gibi sözcükler, öbekler benzerlik derecesinden bahsedilirken like’ın önüne gelir:

    It’s a bit like skiing but there’s no snow.

     

    Resmî olmayan durumlarda as yerine bağlaç olarak like kullanılabilir. Geleneksel gramer kitapları bu kullanımı yanlış olarak görürler:

    Like any good cook book will tell you, don’t let the milk boil.

     

    İsmin sonuna gelip benzer anlamında kullanılabilir:

    There is something child-like about Marianne. She always seems so innocent.

     

    Söylenecek şeyi veya söylenilenin başka nasıl ifade edileceğini düşünürken kullanılabilir:

    I want to … like … I think we need to think carefully about it.

     

    Söylenilecek şeye dikkat çekmek için kullanılabilir. Bilhassa nicelik ve zamandan bahsederken böyle kullanılır:

    There were like five hundred guests at the wedding.

     

    Konuşma dilinde genelde örnek sorulurken like what? kullanılır:

    Funny things? Like what?

    Neye benzer anlamında soru sorarken de kullanılır:

    A: It actually tasted good.

    B: Like what?

     

    Bilhassa doğru mu emin olunmadığında söylenilen ifadeyi yumuşatmak veya değiştirmek için cümlenin sonunda kullanılabilir:

    I hated the film. It was very violent, like.

     

    Aktaran cümlecikte resmî olmayan konuşmalarda sık kullanılır. Denileni veya düşünüleni aktarır. Özellikle genç insanlar kullanır ve söylenileni daha dramatik kılar:

    Jason was like ‘I’m not going to Alma’s party because Chris is going to be there’.

    (He said…)

     

    Başka bir şeye benzediği söylenirken veya örnek verilirken it + be + like kullanılabilir:

    Everyone is always saying hello to Bob. It’s like being married to a superstar!

     

    Birinin, bir şeyin tanımlanması istenirken what + be … like? kullanılabilir:

    What’s your new apartment like?

     

    Birinin karakterinden bahsederken be like, görünüşünden bahsederken look like kullanılır:

    He’s very like me but taller and older!

     

    Bir şeyi görmek için belli doğrultuda tutmak anlamında look kullanılır. Görülen şey veya insana değinirken ardından at gelir:

    He’s looking at me.

     

    If veya whether ile birlikte kullanılmaz. Bunlarla see kullanılır:

    Can you see if there are any biscuits in the cupboard?

     

    Appear, be, become, seem gibi sıklıkla bağlayıcı fiil olarak kullanılır. Böyle kullanıldığında nesne almaz ve ardından özneyle ilgili daha fazla bilgi veren öbek veya cümlecik gelir:

    That picture looks old.


    Bazen ardından like, as if veya as though gelebilir:

    He looks like someone famous. (look like + ad öbeği)

    She looks as if she is going to cry. (look as if/as though + cümlecik)

     

    Bazne söylem belirleyici olarak kullanılır ama çok güçlü bir ifade olacağından dikkatli şekilde kullanılmalıdır. Bilhassa kızgınken veya coşkulu şekilde konuşurken bir şey açıklandığında veya bir noktaya değinildiğinde kullanılır:

    Look, too many people have died in this war.

     

    Made from genelde bir şeyin nasıl üretildiğinden, yapıldığından bahsederken kullanılır:

    Plastic is made from oil.

     

    Made of bir şeyin niteliklerinden veya temel maddesinden/malzemesinden bahsederken kullanılır. Anlamı ‘composed of’a benzerdir:

    She wore a beautiful necklace made of silver.

     

    Made out of genelde dönüşen veya değişen bir şeyden bahsederken kullanılır:

    They were living in tents made out of old plastic sheets.

     

    Made with çoğunlukla yiyecek ve içeceklerin malzemelerinden bahsederken kullanılır:

    This dish is made with beef, red peppers and herbs.

     

    Üretilen, yaratılan şeylerden bahsederken make + nesne kullanılır:

    She made some coffee.

     

    Bu kalıpla kullanılan pek çok ifade vardır:

    make a claim

    make a mess

    make a speech

    make a complaint

    make a mistake

    make a start

    make a concession

    make a note

    make a statement

    make a date

    make a phone call

    make a wish

    make a difference

    make a point

    make an appointment

    make a fuss

    make a profit/loss

    make an effort

    make a list

    make a sound

     

    Make + nesne + tamamlayıcı sıfat:

    Music makes me happy.

     

    Make + nesne + tamamlayıcı isim:

    I promise you we’re going to make it a priority.

     

    Make + dolaylı tümleç + nesne:

    Can I make you a cup of tea or coffee?

     

    Make + nesne + forlu edat öbeği:

    I’ve made an appointment for you at the dentist’s.

     

    Make bu kalıpta to ile kullanılmaz.

     

    Make + nesne + tamamlayıcı sıfat/isim + forlu edat öbeği:

    He made life difficult for me.

     

    Birini (bir şey yapmaya) zorlamak anlamında make kullanılabilir:

    The boss made me work an extra day.

     

    Bu bağlamda edilgen fiilse ardından direkt fiilin mastar hâli değil, to + fiilin mastar hâli gelir:

    The people were made to wait outside while the committee reached its decision.

     

    Marry ve divorce genelde nesne ile kullanılır:

    Lauren Bacall married her co-star, Humphrey Bogart, in 1945.

     

    Ancak resmî durumlarda nesnesiz kullanılırlar:

    The couple married three years ago and have a daughter, Molly.

     

    Resmî olmayan konuşmalarda nesne olmadığında get married ve get divorced kullanılır:

    She finally got divorced last year.

     

    Evli veya boşanmış olma durumundan bahsetmek için be married/divorced kullanılır:

    They’re divorced now.

    Marry’nin ardından to veya with gelmez:

    She married someone she met at college.

     

    Get married + to + nesne ve be married + to + nesne şeklinde kullanılabilir:

    She got married to someone she met at college.

     

    Get divorced + from ve be divorced + from (pek sık kullanılmaz) şeklinde kullanılabilir:

    She got divorced from her second husband.

     

    “Önemli değil, fark etmez, sorun değil” anlamında it doesn’t matter kullanılır:

    It wouldn’t matter if we didn’t invite Paul and Jan to the wedding.

     

    Genelde ifli cümlenin ardından soru sorarken kullanılabilir. Matterlı sorular sıklıkla

    “sorun olur mu” anlamına gelir:

    Does it matter if I leave my computer on all night?

     

    Pek sık olmasa da olumlu cümlede biri için önemli olan şeyden bahsederken genellikle to ile birlikte kullanılır:

    It matters to me that my children should be polite to adults.

     

    Sorunu sorarken veya sorunlu görünen bir durumun açıklanmasını isterken

    what’s the matter (with …)? kullanılabilir:

    What’s the matter, darling? Why are you crying?

     

    The matter is… değil, the problem is… denir:

    He’d like to live in the USA. The problem is he can’t get a visa.

     

    Sayılabilen isim olarak ‘question, problem, issue’ anlamında kullanılabilir:

    This is a matter for the police. We cannot deal with it ourselves.

     

    Evreni oluşturan fiziksel madde anlamında sayılamayan isim olarak kullanılır:

    How much matter is there in the entire universe?

     

    Bir şeyin önceden söylenenden veya düşünülen, beklenenden farklı olduğunu vurgulamak için as a matter of fact kullanılabilir:

    A: I don’t think you like Hilary, do you?

    B: No, that’s just not true. As a matter of fact, I’m very fond of her. It’s just that she irritates me sometimes.

     

    Çok hızlı gerçekleşen veya yapılabilen bir şeyden bahsederken in a matter of + zaman ifadesi kullanılabilir:

    It used to take an hour to get to the airport, but now with the new metro line you can get there in a matter of minutes.

     

    İki cümleciği bağlamak için no matter kullanılabilir. It does not matter’ın kısaltılmış hâlidir. Bağlaç olarak kullanılırken çabalansa/denense/uğraşılsa bile değiştirilemeyecek bir durumdan bahsederken yanına what, when, where, which, who ve how gelebilir:

    No matter what I wear, I always feel dull and old-fashioned.

     

    Tek cümlecik varsa what, when, where, which, who ve how’dan önce it doesn’t matter kullanılır:

    A: There are three phone numbers here for the tax office. Which one do I call?

    B: It doesn’t matter which one you use.

     

    If ile bağlaç olarak no matter kullanılmaz, it doesn’t matter kullanılır:

    It doesn’t matter if you wear a smart suit, they still won’t let you in without a tie.

     

    Bir sözcüğün veya ifadenin ne anlama geldiğini sorarken veya açıklarken mean kullanılır:

    What does ‘strike’ mean?

     

    Normalde görüş ifade etmekten bahsederken ing almaz:

    What does that sign mean?

     

    Söyleneni açıklığa kavuştururken veya ne niyetle söylendiğini açıklarken kullanılır:

    Here’s what I mean, Lynn: there are two roads ahead. Take the right-hand road.


    Niyetleri ifade ederken mean + to + fiil kullanılır:

    Sorry, I didn’t mean to upset you.

     

    Genelde uzun süreli niyetlerde keep meaning to kullanılır:

    I’ve got to go to the dentist. I keep meaning to make an appointment.

     

    Bir şeyin önemli olduğu söylenirken kullanılır:

    The bracelet meant a lot to her. It had belonged to her grandmother.

     

    Başka bir şeye yol açan şeyden bahsederken mean + isim kullanılabilir:

    Higher fuel prices will mean higher airfares. (…will result in/involve…)

     

    Gerekli bir şeyden veya bir şeyin sonucundan bahsederken mean + fiil + ing kullanılır:

    I’ll have to catch the 7 am train to Nottingham, which means getting up at 5 am.

     

    Zorunluluktan bahsederken be meant to da kullanılır. “be supposed to” ile benzer anlamdadır:

    Why are you watching TV? You’re meant to be working.

     

    Bir kelime veya öbek kullanımında tam olarak akıldan ne geçtiği sorulurken mean by kullanılabilir:

    It depends what you mean by ‘discourage’.

     

    Means tekil isimdir. Bir şeyi yapma yönteminden bahsederken kullanılır:

    The most economical means of travelling to Aberdeen is by plane.

     

    Konuşma dilinde çok sık öylem belirleyici olarak I mean kullanılır. Söylenene ek yapmak, açıklık getirmek veya düzeltmek istendiğinde kullanılır:

    The law is not fair. I mean, it’s just not right that he didn’t go to prison.

     

    Tereddütteyken bir şeyin olumsuzluğunu veya anlaşmazlığı yumuşatmak için sık kullanılır:

     A: What do you think of Ben?

    B: Well, I mean, he’s not very confident and not always sure what he’s supposed to be doing.

     

    Ne denileceğinden emin olunmadığında bazen kullanılır. Genelde öncesinde veya sonrasında duraksanır:

    She’s not coming back, er I mean, erm … she and I have broken up.

     

    Fikir öne sürerken I mean değil I think kullanılır:

    I think we should stay at the Lakeside Inn.

     

    Konuşma dilinde dinleyici söyleneni anlamış mı kontrol etmek veya dinleyicinin bir şey konusunda aynı görüşte olduğunun varsayıldığını göstermek için you know what I mean

    (If you know what I mean/do you know what I mean?) kullanılır:

    Ken isn’t very helpful, if you know what I mean.

     

    Bir şeyi vurmamak veya bir şeye erişmemek/ulaşmamak anlamında miss kullanılır:

    The car went out of control; it missed a tree and hit a wall.

     

    Ayrıca “bulunmama/katılmama, planlanan olay veya etkinliğe çok geç kalma” anlamında da kullanılır:

    I’ll have to leave early otherwise I’ll miss my train.

     

    Bir şeyi anlamamak, fark etmemek, duymamak anlamında kullanılır:

    Sorry, I missed what you just said. Could you repeat it, please?

     

    Birisi veya bir şey yanında olmadığı için üzgün hissetmek anlamında kullanılır:

    I miss you so much.

     

    Miss’in ardından gelen fiil ing alır:

    I miss swimming; I used to swim a lot.

     

    Missing, sıfat olarak lost anlamında kullanılır:

    Missing person; John Rice, Aged 45, Tall with dark hair.

     

    Birisi veya bir şey yapması gerekeni yapmadığında miss değil fail kullanılır:

    She thinks she’s failed her exam.

     

    Nerede olduğu bilinmediğinden veya alındığından artık sahip olunmayan şeyden bahsederken miss değil lose kullanılır:

    She doesn’t want to lose her job.

     

    Bir şeye çok geç kalmak veya olunması gerekiyorken bir yerde bulunmamak anlamında lose değil miss kullanılır:

    I missed the bus.

     

    İhtiyaç duyulan veya istenen şeye (yeterince) sahip olmamak anlamında miss değil lack kullanılır:

    I know you lack some skilled people to build the boat and therefore I hope I can join your club to help you.

     

    Bir şeyi veya faaliyeti diğerinden daha çok sevmek anlamında prefer kullanılır. Karşılaştırma yaparken to’lu edat öbeği kullanılabilir. Prefer’ün ardından than gelmez:

     I prefer tea to coffee.

    We prefer going by ferry to flying.

     

    Prefer’ün ardından to + fiil veya fiil + ing gelebilir. To + fiil daha yaygındır:

    She’s not keen on coffee. She prefers to drink tea.

     

    Şu an veya gelecekteki tercihlerden bahsederken would prefer/’d prefer + to + fiil/isim kullanılır:

    I’d prefer to go by myself.

     

    Bir şeyin diğerinden daha çok yapılmak istendiği söylenirken ikinci cümlecik

    rather than + fiilin mastar hâli oluşturulabilir:

    I’d prefer to go skiing this year rather than go on a beach holiday.

     

    Başka birinin eylemleriyle ilgili tercihlerden bahsederken

    would prefer + nesne zamiri + to + fiil veya would prefer it if + geçmiş zaman kullanılabilir:

    They’d prefer us to come later.

    Would you prefer it if I drove?

     

    Düzensiz fiil put, bir şeyi belli bir yere taşımak anlamına gelir. Nesne ve yer ifadesiyle kullanılır:

    She took off her coat and put it on the chair.

     

    Etraftakilerin farkına varmak için gözleri kullanmaktan bahsederken see kullanılır. Ardından nesne ve farklı yapılarda fiil gelebilir:

    We saw their car drive past the house yesterday. (see + nesne + fiilin yalın hâli)

    Did you see the children playing? (see + nesne + fiil + ing)

    On television, we saw Nelson Mandela presented with a special prize.

    (see + nesne + fiilin üçüncü hâli)

     

    Konuşma dilinde bir şey görüldüğünde, genelde I see veya I’m seeing’den ziyade can see kullanılır:

    I can see you in the photo. Look, there you are at the very back.

     

    Anlamak, bilmek, bir şeyin farkında olmak anlamında see kullanılabilir. Bu şekilde genelde ing almaz:

    A: … All that appears on the screen is what you put in the value.

    B: I see. Right.

     

    Bir şeyi açıklarken you see kullanılabilir:

    They had no children. They married late, you see.

     

    Biriyle görüşmek, temasa geçmek veya bir yeri ziyaret etmek anlamında da kullanılır:

    We went to see my mother at the weekend.

     

    Biriyle yapılacak görüşmeden bahsederken seeing şeklinde kullanılabilir:

    I’m seeing Harry at ten o’clock tomorrow. What shall I tell him?

     

    Romantik açıdan biriyle görüşmek anlamında da seeing şeklinde kullanılabilir:

    I asked her to go out on a date with me but she told me she was already seeing someone.


    Belli şekilde görünmek anlamında seem kullanılır. Bağlayıcı fiil olarak veya to + fiil şeklinde kullanılabilir. Normalde ing almaz:

    She seems very young to be a teacher.

     

    Bağlayıcı fiil iken ardından sıfat veya pek sıklıkla olmasa da isim gelir:

    Glenda seems happier these days.

     

    That cümleciği veya as if/as though + cümlecik ile it seems/it seemed kullanılabilir:

    It seems as if he wants everyone to feel sorry for him, but I don’t.

     

    Seem’in ardından cümlecik geleceğinde, durumu yaşayan kişiye to’lu edat öbeği kullanarak değinilebilir:

    It seems to me as though she needs help.

     

    It seems that … it seems like + cümlecik’e göre daha resmîdir:

    It seems like he’s going to sell his house and move to Canada.

     

    Seem + to + fiil kullanılabilir:

    Tony always seems to offend people.

     

    There seems to be/there seemed to be + isim kalıbı kullanılabilir:

    There seems to be a mistake in these calculations. Can we check them?

     

    Suggest + ad öbeği:

    Can you suggest a good restaurant in this part of town?

     

    Öneri alan kişiden bahsetmek isteniyorsa to kullanılır:

    My teacher suggested an exam to me which I could take at the end of the year.

     

    Birine bir eylemde bulunması önerilirken, that cümleciği kullanılabilir. Resmî olmayan durumlarda that genelde çıkarılır:

    I suggest (that) you leave here around four o’clock. The traffic gets very bad from about 4.30 onwards.

     

    Öneri geçmişte yapılıyorsa that cümleciğinde should kullanılabilir:

    Her doctor suggested that she should reduce her working hours and take more exercise.

     

    Bir eylemden bahsedilip eylemi gerçekleştirecek olan kişiden bahsedilmediği durumlarda
    -bağlamdan anlaşılıyor- suggest + fiil + ing kullanılabilir:

    She suggested travelling together for safety, since the area was so dangerous.

     

    Where, what, who, how gibi soru kelimeleriyle kullanılabilir:

    Could you suggest where I might be able to buy a nice sweater for Mark?

     

    Take, bir şeyle veya biriyle, konuşmacı veya dinleyicinin bulunduğunu yerden başka yere hareket etmek anlamına gelir:

    Can you take this to the post office for me, Neil?

     

    İzin almadan götürmek anlamına gelebilir:

    Four valuable paintings were taken in the burglary and some of my mother’s gold jewellery.

     

    Accept anlamında kullanılabilir:

    Does the restaurant take credit cards?

     

    Yemeğe eklenecek malzemelerden bahsederken have anlamında kullanılabilir:

    I take two sugars in my coffee but none in my tea.

     

    Zaman ve süreden bahsederken kullanılır:

    It takes less than two hours to get to Rome from here.

     

    Pek çok öbekle kullanılır –özellikle isimlerle-. Vereceği anlam ada göre değişir:

    take advantage (of sth), take (someone’s) advice (about sth), take care (of sth),
    take charge (of sth), take an interest (in sth), take notice (of sth), take ownership (of sth),
    take part (in sth), take responsibility (for sth), take time (to do sth).


    take a booking/reservation

    take a holiday

    take a risk

    take a break

    take a job

    take a test

    take a bus

    take a look

    take a train

    take a chance

    take a photograph

    take a trip

    take an exam

    take a plane

    take a walk

     

    The concert took place in a 17th-century church.

     

    Farklı öbek ekleriyle kullanılır:

    take after

    take apart

    take away

    take from

    take in

    take off

    take on

    take out … on

    take over

    take up

    take to

     

     

    Steve really took to San Francisco. (liked)

    I think I shall take up jogging in the mornings. (begin jogging)

    The plane didn’t take off until five o’clock. (didn’t leave the ground)

     

    Fikri olmaktan bahsederken think kullanılabilir. Bu bağlamda genelde ing almaz:

    I think (that) she’s a very selfish person.

     

    Plan yapmak, karar almaktan bahsederken think of veya think about kullanılır. Böyleyken ing alabilir:

    We’re thinking of moving out of London and buying a small cottage in the country.

    Thinking about returning to college?

     

    Remember anlamında think ve think of kullanılabilir:

    Can anyone think of the name of the first dog that went into space?

     

    Bir şeyi göz önünde bulundurmak, dikkate almak anlamında think about kullanılabilir:

    A: Are you going to change jobs?

    B: I’m not sure. I’m thinking about it.


    Konuşma dilinde genelde söylenileni yumuşatmak için I think kullanılır. Sıklıkla cümle sonuna gelir:

    It’s too expensive, I think.

     

    Emin olunmayan bir durumu ifade ederken genelde başa gelir. Bu bağlamda not çoğunlukla sonradan gelen cümlecikten ziyade think ile kullanılır:

    I think I gave the file to Holly on Monday.

    I don’t think we have enough people interested in going on the trip.

     

    Arzular, ihtiyaçlardan bahsederken ve tavsiye vermek için want kullanılır. Arzulardan bahsederken ing alabilir:

    The kitchen wants painting.

     

    Want’tan sonra her zaman ad, zamir, to + fiil, nesne + to + fiil gibi tamamlayıcılar gelir:

    The teacher wants her to do the exams again next year.

     

    Kısaltılmış cümlecikte fiil olmadan sadece to ile kullanılabilir:

    A: Is Elsa going to France with you?

    B: No. She doesn’t want to.

     

    Want, that cümleciği ile kullanılmaz:

    I want you to tidy your room before the visitors come. (Doğru)

    I want that you tidy your room before the visitors come. (Yanlış)

     

    Öncesinde what, when, whenever, wherever, whoever gibi wh-sözcükleri kullanılabilir.
    Bu durumda genelde sonrasında to kullanmaya gerek yoktur:

    You don’t have to stay for the whole lecture. You can leave whenever you want.

     

    Ifli cümlecikte genelde sonrasında to kullanmaya gerek yoktur:

    She can park her car at our house, if she wants.

     

    Ancak olumsuz ifli cümlecikte ardından to kullanılır:

    He doesn’t have to stay the night if he doesn’t want to.

     

    Dolaylı veya kibar şekilde ifade etmek için ing alabilir:

    I was wanting to ask you something. Are you free right now?

     

    Devam eden veya tekrarlanan süreci vurgulamak için ing alabilir:

    We’d been wanting to go to New Zealand for years, so his sixtieth birthday was a good excuse.

     

    Bir şeyin gerekli olduğu veya yapılması gerektiği söylenirken ing alabilir. Bu kullanımı resmî değildir:

    Your hair wants cutting.

     

    Resmî olmayan durumlarda have sth done yapısına benzer şekilde want + fiil + ing kullanılabilir:

    Have you got any shirts you want washing? (which you want to have washed)

     

    Resmî olmayan durumlarda tavsiye vermek, uyarmak için want + to + fiil kullanılabilir. Neredeyse her zaman geniş zaman kipiyle çekimlenir ama ‘ll ile de kullanılabilir:

    You want to be careful riding your bike in town. (You should…)

     

    DÜZENSİZ FİİLLER

     

    Be’nin birkaç farklı düzensiz hâli vardır:

    Geniş zaman à am (I), is (he/she/it), are (you/we/they)

    Geçmiş zaman à was (I/he/she/it), were (you/we/they)

    Üçüncü hâli à been

     

    Yalın Hâl

    Geçmiş Kipi

    Üçüncü Hâli

    beat

    beat

    beaten

    become

    became

    become

    begin

    began

    begun

    bend

    bent

    bent

    bet

    bet

    bet

    bite

    bit

    bitten

    bleed

    bled

    bled

    blow

    blew

    blown

    break

    broke

    broken

    breed

    bred

    bred

    bring

    brought

    brought

    build

    built

    built

    burn

    burnt/burned

    burnt/burned

    buy

    bought

    bought

    catch

    caught

    caught

    choose

    chose

    chosen

    come

    came

    come

    cost

    cost

    cost

    cut

    cut

    cut

    do

    did

    done

    dig

    dug

    dug

    draw

    drew

    drawn

    dream

    dreamt/dreamed

    dreamt/dreamed

    drink

    drank

    drunk

    drive

    drove

    driven

    eat

    ate

    eaten

    fall

    fell

    fallen

    feed

    fed

    fed

    feel

    felt

    felt

    fight

    fought

    fought

    find

    found

    found

    fly

    flew

    flown

    forget

    forgot

    forgotten

    forgive

    forgave

    forgiven

    freeze

    froze

    frozen

    get

    got

    got

    give

    gave

    given

    go

    went

    gone

    grow

    grew

    grown

    have

    had

    had

    hear

    heard

    heard

    hide

    hid

    hidden

    hit

    hit

    hit

    hold

    held

    held

    hurt

    hurt

    hurt

    keep

    kept

    kept

    know

    knew

    known

    lay

    laid

    laid

    lead

    led

    led

    lean

    leant/leaned

    leant/leaned

    leave

    left

    left

    lend

    lent

    lent

    let

    let

    let

    lose

    lost

    lost

    make

    made

    made

    mean

    meant

    meant

    meet

    met

    met

    pay

    paid

    paid

    put

    put

    put

    quit

    quit

    quit

    read /ri:d/

    read /red/

    read /red/

    ride

    rode

    ridden

    ring

    rang

    rung

    rise

    rose

    risen

    run

    ran

    run

    say

    said

    said

    see

    saw

    seen

    sell

    sold

    sold

    send

    sent

    sent

    set

    set

    set

    shake

    shook

    shaken

    shine

    shone

    shone

    shoe

    shod

    shod

    shoot

    shot

    shot

    show

    showed

    shown

    shrink

    shrank

    shrunk

    shut

    shut

    shut

    sing

    sang

    sung

    sink

    sank

    sunk

    sit

    sat

    sat

    sleep

    slept

    slept

    speak

    spoke

    spoken

    spend

    spent

    spent

    spill

    spilt/spilled

    spilt/spilled

    spread

    spread

    spread

    speed

    sped

    sped

    stand

    stood

    stood

    steal

    stole

    stolen

    stick

    stuck

    stuck

    sting

    stung

    stung

    stink

    stank

    stunk

    swear

    swore

    sworn

    sweep

    swept

    swept

    swim

    swam

    swum

    swing

    swung

    swung

    take

    took

    taken

    teach

    taught

    taught

    tear

    tore

    torn

    tell

    told

    told

    think

    thought

    thought

    throw

    threw

    thrown

    understand

    understood

    understood

    wake

    woke

    woken

    wear

    wore

    worn

    win

    won

    won

    write

    wrote

    written

     

     

     


  • Benzer İçerikler